“Tüm bu güzelliklerin kaybolup gideceği kendi ölüm tarihi, yılın diğer günleri arasında sinsice saklanan, yıllar geçtiği halde ne sesi ne sedası duyulan ama muhakkak gelecek olan o gün. Ne zamandı o? Her yıl o tarihle karşılaştığı halde onun ürpertisini niye hissetmiyordu?”
“Gölgelerden korkusu yoktu Tess’in. Tek derdi insan türünden, daha doğrusu, dünya denen o birikmiş soğuk tortudan, yığın halinde, bir bütün olarak korkunç, dehşet veren, hatta acınası görünen o kütleden sakınmaktı.”
“Kıyamet bile tam kopamıyor. Ya da belki kıyamet aslında böyle bir şeydir. Bir seferlik, devasa ve kimseyi kayırmayan felaket değil de gündelik hayatın içinde devam eden, garip, minik düzensizlikler olarak çalışan, her gün yeni bir yere sinip orayı halleden bir şeydir.”
“Her şey ölmek istiyor. Var olmak isteyen her şey var olmuş sayılmak için ölmek istiyor. Ölümü aramak, ölümlerin içinden kendi ölümünü bulmak, ölümüne yaklaşmak, ona karışmak ve ölünce nihayet bir zamanlar kesinlikle var olmuş olmak istiyor.”