İşinin ortasında aniden şapkasını alarak hızlıca evden fırlayıp kırlara doğru gitmek, şakaklarındaki nabız hızla atıncaya dek koşar adımlarla ayaklarına kara sular inene, dizleri titreyene kadar ilerlemek ve kendisini yabancı bir semtte bulmak bu aralar sık sık yaşadığı bir şeydi.
Kendimi onun yerine koydum ben de
Düşünceliyken insan yalnızlığı sevdiğinden
Ben bile yorgun benliğime fazla geldiğimden Onunkine değil,kendi gönlüme uyudum,
Benden kaçandan kaçtım seve seve.
Bu bakışı hala çözememiştin elinden bir şeyleri kaçırıyormuş gibi tedirgin, tedirginliğini gizlemeye alışkın ,bu alışkanlığın katılaşmış ,istenildiğinde bile dışa çıkılmasını imkansızlaştıran bir kabuğa dönüşmüş olduğunu düşünüyordum.
"Çıt"ın nasıl bir şey olduğunu henüz bilmiyordum. İçimden öyle geliyordu.Başka bir son düşünemiyordum böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu dünyanın bütün kızılderilileri yenilir, Spartaküs kaybeder ,gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denilen adam her filminde ağlardı o ağladıkça ben de ağlardım nedenimi bilmez ağlardım ağladıkça Sadri'ye kıl kapar gıcık olurdum ,üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna Sadri'nin bu mecburiyetleri giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine...