Savaş,vatan,özgürlük,insanlık, aşk çıkmazında kalmış bir adamın hikayesi. Bir şeylere mecbur olmak, seçeneğinin olmaması, hayatına sahip olamamak.
Özgürlükten dem vurup ve dönüp dolaşıp mecburiyetlere kalmak.
Ferdinand, eşi ve vatanı arasında kendi içindeki çıkmazlığı anlatan güzel bir kitap, ayrıntıları güzel hayal etmeyi kolaylaştırıyor. Ben olsam şöyle yaparım böyle yaparım dedirtiyor.
Her şeyi onu beklemişti sanki gerçek varlığıyla hiç buradan gitmemişti fakat o ölmüş de tekrar yaşama geri dönmüş gibi hissediyordu.
İnsan böyle hissettiği bir yerden gider mi? Gider. Çünkü insanların içinde bir yer var. Sürekli görünmeyen bir 'mecbursunla' mağduriyeti yaratan. Kimse hiç bir şeye mecbur değil. Ama bunun yalan olduğunu bildiği halde inanan çok. Zweig bana göre bunu öyle net vermiş ki. Hani mecburdun F. ? Bhanelerle değil, erdemleriyle yapmalı insan, ne yapmak istiyorsa. Hayatıma şöyle dönüp bakıyorum ne kadar uğraştım mecbur olmamak için. Hâlâ uğraşıyorum. Buradaki F. gibi gerçek bir savaşa gitmemek için değil belki ama bazı savaşlara girmemek için çok uğraştım. Girmedim. İnsanlar kazanmayı, uğruna savaşılınca elde edilen bir şey olarak görüyor. Ben sadece bir öncelik meselesi olduğunu biliyorum. Birinin önceliğiysem kılımı kıpırdatmama gerek kalmaz. Bilirim. Ama değilsem o yöne bile bakmak istemem. Çünkü yine bilirim ki seçenek olunan bir yerde kalmak, orada durmak bir insanın kendine yapabileceği en büyük kötülük, daha kötüsü de inandığı bir insanın onu buna layık görmesi. Yani. Kötülük içinde kötülük. Bu zihniyete sahip nadir insanlardan olacağım. O yüzden de zaten büyük ihtimalle sürekli harcanan oluyorum yani zarar göremeyecek kadar güçlü duruyorum. Ben görünen köyüm... Mecbur kızın romanı olmasın diye çabaladığım hayatım, nerede patlayacak ben de bilmiyorum, tek bildiğim ne kimseyi mecbur ettim ne kimseye mecbur oldum. Savaşmamak mı, savaştan kaçmak mı? Ben direkt savaşmamak diyeceğim. Net.
Dahası sen artık hiçbir şey istemiyorsun, senin yerine başkaları istiyor ve sen seni istemelerine bile sesini çıkarmıyorsun. Bu bir suç, sen nefret ettiğim bir şeye teslim oluyorsun ve bunun için kendi hayatını feda ediyorsun , hayatını feda edeceksen neden
Stefan Zweig; savaş karşıtı bir yazar. Eserlerinde de çoğu kez, özgürlük temasına yer verir ve savaşın yıkıcı etkilerini anlatır.
Mecburiyet adlı eserinde ülkesindeki savaştan kaçıp, İsviçre'ye sığınan evli bir çiftin, yaşamla ölüm arasındaki duygu ve düşüncelerini iliklerinize işleyecek yoğunlukta anlatan bir hikaye.
Ferdinand savaş karşıtı düşüncelere ve eşine olan sevgisi yüzünden savaştan kaçsa da görev insanı olması bunu yapmasını zorunlu kılıyordu. Karısına duyduğu sevgi ve görev duygusu arasında sıkışıp kalır.
Kitabı okurken nelere mecbur kaldım düşüncesi sizinde içinizi saracaktır. Her ne kadar kısa bir hikaye de olsa her cümlesi duygu ve yoğunluk dolu bir eser.
MecburiyetStefan Zweig · İndigo Kitap · 201975bin okunma
Çıldırmış insanlara uyum sağlamak için çıldırmış gibi yapmak zorunda değilsiniz! Kendiniz olun yeter. Kendi iradeniz olmalı!
Roman, savaş ve sevdiği kadın arasında seçim yapmak zorunda kalan bir erkeğin hayatını anlatıyor. Sırf güçlü olduğu için bir ülke bir ülkeye savaş açmamalı. Savaşlar da her daim fakir insanların eşleri, çocukları, kardeşleri ölüyor.
Bu romanda da Stefan Zweig insanların güç uğruna bir kaç insan daha güçlü olabilsin diye çıkan savaşa gidip gitmemek arasında kalan bir adamı konu alıyor.
İnsanın savaşları sorgulamasına neden olan bu kitabı kesinlikle okumalısınız.
Keyifli okumalar dilerim.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Kitabı açtığım gibi okudum, bırakmak dahi istemedim, olay örgüsü o kadar merak uyandırıcıydı ki...
Klasik Stefan Zweig :)
Herkesin okuması gereken bir eser, özgürlük mü yoksa mecburiyet mi?
Dikkat spoiler içerir!
Ülkelerinde yaşanan savaştan kaçan Ferdinand ve karısı Paula, İsviçre'de kendilerine sakin bir yaşam kurar. Ancak Ferdinand'a savaşa katılması için bir çağrı mektubu gelince kurdukları huzurlu yaşamları sona erer. Ferdinand birşeylerin ona hükmettiğini ve kendisini savaşa katılması konusunda mecbur bıraktığını düşünür. Paulaya göre ise savaş bir suç/cinayettir ve kocasının inanmadığı bir amaç uğruna savaşa katılmasını doğru bulmaz. Ferdinand, savaşa katılmak yada karısıyla özgür yaşamak arasında sürekli ikilemde kalır. Savaşa katılmak için karısıyla mücadele etmesi gerekir.
Kitapta Ferdinand'ın arada kalmışlığı, ikilemleri, psikolojik buhranı bence iyi işlenmişti. Özellikle Ferdinand'ın 'savaşı ayıran çizgi' konusundaki düşüncesi günümüze de düşündüren bir konu. (Savaş vardı. Fakat savaş sadece karşı taraftaki ülkedeydi).
Paula'nın Ferdinandla yaptığı savaş karşıtı konuşmaları da etkileyiciydi. (Aksini düşünmene rağmen dünyanın işlediği bu en büyük suça ortak olacak mısın, olmayacak mısın? Çünkü itiraz etmeyen, karşı koymayan herkes suç ortağıdır.)
Stefan Zweig eserlerini beğendiğim bir yazar ve Mecburiyet kitabını da tabii ki beğendim. Zweig'ın okuduğum diğer kitaplarına göre sonu en mutlu biten bu kitap oldu benim için. İlgisini çeken varsa bu mini kitabı okuyabilir.
Herkese keyifli okumalar.
---
İçinde bir şeyler hayır diyorsa, sen de hayır demelisin
---
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Hikaye, Konstanze adında özgür ruhlu bir kadının, toplumun dayattığı kurallara ve beklentilere karşı koyma mücadelesini anlatıyor. Konstanze, sevdiği adamla evlenmesine rağmen, toplumun "mecburiyetleri" nedeniyle ondan ayrılmak zorunda kalıyor ve bu durum hayatında derin bir yara açıyor.
Zweig, Konstanze'ın içsel çelişkilerini ve duygusal karmaşasını ustaca tasvir ediyor. Konstanze bir yandan sevdiği adama olan tutkusunu yaşamak istiyor, diğer yandan da toplum tarafından dışlanmaktan ve kınanmaktan korkuyor. Bu korku, onu sevdiği adamdan ve mutluluğundan vazgeçmeye zorluyor.
Mecburiyet sadece Konstanze'ın hikayesi değil, o dönemdeki birçok kadının yaşadığı trajedilerin de bir yansıması. Zweig, bu eserle toplumun kadınlara bakış açısını ve onlara dayattığı haksız yükleri eleştiriyor.
Romanın dili sade ve akıcı, Zweig okurları Konstanze'ın hikayesine kolayca dahil ediyor. Hikayenin sonu ise oldukça etkileyici ve düşündürücüdür. Okurlar, romanı bitirdikten sonra bile Konstanze'ın hikayesini ve yaşadığı trajedileri uzun süre unutamıyorlar.
MecburiyetStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202175bin okunma
Ülkesindeki savaştan kaçıp, İsviçre'ye sığınan evli bir çiftin, yaşamla ölüm arasındaki duygu ve düşüncelerini iliklerinize işleyecek yoğunlukta anlatan, olduktan sonra hemen unutamayacağınız güzel bir hikaye.
Kendi içinde sıkışıp kalan Ferdinand'ın, ordudan askere çağırılması ile işler çığırından çıkar.
Artık yapması gereken bir seçim vardır...
ince ama her cümlesi düşündürücü, insanın içine işleyen bir kitap. Alıntıları yazarken çok zorlandım çünkü her cümlesi kayda değer. Gerek konusu, gerekse duygu ve düşünceleri anlatım tarzı diğer eserlerinde olduğundan daha iyi buldum. Uzun zamandır kitaplığımda olan bu mini hikâyeyi nasıl ertelemişim bilmiyorum.
Kesinlikle okumalısınız.
Kısacık bir kitabın etkisi bu kadar mı büyük olur. Hayran kalmamak mümkün değil. İşte yetenek bu!
Bir şeye mecbur kaldınız mı?
Önce şunu soralım kendimize 'mecburiyet' nedir diye.
Mecburiyet: zorunluluk, zora tutulma gibi anlama gelir. Kitabın asıl kahramanı olan Ferdinand için 'zora tutulma' söz konusudur.
Şimdi bu konuya gelmeden önce kendimizden biraz bahsedelim.
Biz insanlar hayatımızın belirli zamanlarında mecbur kaldığımız dönemleri oldu. Örneğin; parasız kalınca borç almak gibi. Peki bizler içinde çıkılmaz bir mecburiyete düştük mü? Mesela intihara yeltenecek kadar çaresiz kaldık mı? Mecburiyet bazen çaresizlikte oluyor. Hatta çaresiz, aciz kalmasıdır insanın. Bir örnek daha vereyim size: bir X kişisi Y kişisine aşık olur. İkisi birbirini delice sevmektedir. Ancak bir zaman sonra X kişisi Y kişisini aldatıyor. Y kişisi onu unutamıyorum çünkü bunun kendine elinde olmadığı belirtiyor ve hatta duygularını kontrol edememekten yakınıyor. İşte böyle bir çaresizliği mecburiyet yaşayan bir insanda da görürüz. Borç batağına düşmüş bir kişi mecburiyetten kapı kapı dolaşır para dilenir eş dosttan ve eğer parayı bulamazsa çareyi ölümle bulur. Peki ölüm çare mi? İşte bu da başka bir konu.
Mecburiyeti ben en çok fakirlerde gördüm. Mecbur olduğu için ucuz şeyler alır, mecbur olduğu için eski şeylerle idare etmeli, mecbur olduğu için aç kalıyor vs vs..
Gelelim kitaba.
Eşiyle huzurlu, mutlu bir hayat yaşayan Ferdinand'ın eline bir mektup gelir ve felaket o mektupla başlar. Aslında bekliyordu böyle bir mektubu ancak kağıt eline tutuşunca mecburiyeti başladı. Ferdinand gelen mektupla 'zora tutul'duğunu anladı. Peki neydi bu mecburiyet? İşte bu da kitabın asıl konusu yani siz okuyarak öğreneceksiziniz. İncecik kitap okuyun artık :)
Stefan Zweig 'in psikoloji açısından eser yazdığını
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.