"En iyi sporcular ile diğer insanlar arasındaki fark nedir?" diye sordum. "Gerçekten başarılı olan insanlar neyi farklı yapıyor?" Tahmin edebileceğiniz faktörlerden bahsetti: genetik, şans, yetenek. Ama sonra hiç beklemediğim bir şey söyledi. "Bir noktada iş her gün antrenman yapmanın, aynı kaldirişlari defalarca tekrarlamanin sıkıcılığıyla kimin baş edebildiğine dayanıyor."
Hepimize eşlik eden bir sunucu, bir yorumcu, bir hikâye anlatıcısı yok mu? Ne duyduğumuzu, ne gördüğümüzü, ne hissettiğimizi bize özetleyip, içine bir sürü yorum katıp söyleyen, geçmişi hatırlatıp gelecek hakkında düşündürten bir hikâye anlatıcısı... Hepimizin kafasının içinde her daim hikâyeler anlatan bir ses yok mu?
"Oralara girmesek olur mu?" Çoğu terapist bu tip cümlelere direnç gözüyle bakar. Oysaki danışan kendi geçmişinin ağırlığını hissetmiş ve durmak istemişti. Çalışmamızın başından beri yaşadığımız en gerçek anlardan biri gibi geldi bana.
Acımasız bir gelgit öncesi gibi bastırmalarını açığa vurdu ve inkar ederek kendisini yıprattığı hatıraları bilinç düzeyine yükseldi. Bazen toplantılarımız fırtınalı geçerdi ve zaman zaman bu çocuğun içindeki şiddeti bir an görür gibi olurdum. Benim için, vahşi ve aç hayvanların serbest bırakılmak için uluduğu derin bir çukura bakmak gibiydi.