SARI NEHİR ÖYKÜSÜ
Puan vermedi·285 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
Bir ölü için toprağa gömülmemek, tam olarak ölmemek demektir. Bu daha ziyade ölümün tamamlanmaması, eksik kalmasıdır. Böyleleri başıboş bir ruh, bir sahipsiz hayalet sayılır. ​Olaylar, yıllar sonra Sarı Nehir’in kıyısına doğduğu yere dönen bir kadınla başlıyor. Onu geri çağıran şey yalnızca bir cenaze değil; kaçmaya çalıştığı çocukluğu ve yarım kalmış duyguları. ​Sayfalar ilerledikçe, Çocukları arasında açıkça ayrım yapan, eşine karşı aşağılayıcı tavrını öldükten sonra bile sürdüren mesafeli bir anne var. Çocuklarınsa bu sertliğe rağmen hâlâ ondan bir zerre sevgi ve onay alabilmek için çabalamaları çok sarsıcı. ​Anneleri tarafından utanç kaynağı gibi anlatılan babadan geriye çok anlamlı bir miras kalıyor; bir tarif defteri. Kardeşler, babalarının hatırasını yaşatmak için birer lokanta açıp bu deftere tutunuyorlar. Ancak annenin bu çabaya bile saçma karşı çıkışı,aile içindeki o bitmeyen çatışmayı çok net gösteriyor. ​Aslında merkezde yalnızca bir ölüm yok; baş karakterin yıllar boyunca babasını savunma çabası da var. Anlatıcı bunun aksini göstermeye; babasının yalnızca hatalarını değil, insanlığını ve geride bıraktığı sevgiyi de görünür kılmaya çalışıyor. Kitaptaki şu satır da bu duyguyu özetliyordu;Onun ruhunu bir şekilde memnun etmek istiyorum. Annem sürekli onun oburluğundan yakınırdı. Şimdi yaşıyor olsaydı onu doyana kadar yedirirdim. ​Beni en çok etkileyen nokta tamamlanamamış YAS... Babanın yıllarca bir mezarının olmayışı, küllerinin taşınması ve anlatıcının ona ait fiziksel bir mezar bulma arayışı, aslında babasının sevgisini savunma mücadelesi Çin kültüründe “Ana Nehir” yani Sarı Nehir, binlerce yıldır medeniyetleri beslediği kadar büyük taşkınlara da neden olmuş gerçek bir nehir. Benim için bu tarihsel anlamı kullanan insanların hayatlarının da nehir gibi bazen
Sarı Nehir ÖyküsüShao Li · Lotus Yayınevi · 20265 okunma
İnsan, Doğa ve Kader Üçgeninde Bir Başyapıt
Puan vermedi
Victor Hugo’nun Notre-Dame’ın Kamburu ile dini, Sefiller ile toplumsal dogmaları ele aldıktan sonra üçlemeyi tamamlamak için rotayı doğaya kırdığı Deniz İşçileri, insan iradesinin ve yalnızlığının sınırlarını zorlayan muazzam bir başyapıt. Hikaye, Guernsey Adası’nın hırçın dalgaları arasında topluma yabancılaşmış Gilliatt’ın, imkansız bir aşk uğruna karaya oturan bir gemiyi tek başına kurtarma mücadelesni anlatıyor. Ancak arka planda Hugo, denizi ve fırtınayı canlı birer karakter gibi işleyerek insanın doğayla olan amansız kavgasını, açlığı ve o meşhur dev mürekkep balığı tasviriyle evrendeki çaresizliğini gözler önüne seriyor. Kitabın başlarındaki yoğun denizcilik terimleri ve mekan tasvirleri sabır istese de, Gilliatt ile o ıssız kayalıklarda baş başa kaldığınız an hikaye sizi bir girdap gibi içine çekiyor. ​Eseri asıl sarsıcı kılan ise romantik dalgalanmaların ötesinde, ayakları yere basan mantıklı kurgusu ve insanı derinden yaralayan trajik sonu. Büyük fedakarlıkların, karşılıksız bırakılmanın ve umudun nasıl en ağır işkenceye dönüşebileceğinin o çok duru, sade ama bir o kadar da ağır gerçekçiliği okurun yüzüne bir tokat gibi çarpıyor. Sefiller kadar popüler olmasa da karakter psikolojisi ve edebi derinlik açısından ondan aşağı kalmayan bu eser; kaderin kaçınılmazlığını, insan azmini ve nihayetinde o hazin kabullenişi okumak isteyen her klasik severin kütüphanesnde mutlaka yer almalı.
Deniz İşçileriVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20242,509 okunma
Reklam
Puan vermedi
Çocuk kitapları yöntem ve usül bakımından fazlaca tartışmaya açık bir tür olduğundan çoğu örnek bu eleştiri rüzgarında negatif bir önyargı ile karşılaşır. Bu kitap ise bu süreçten geçmeyi başarıp politik nitelik taşıyan başarılı bir çocuk kitabı. Kitabı ilkokul yıllarımda okuduktan sonra 2.okuyuşumu gerçekleştirdim. O zamanlar içerisindeki metaforu anlayamama karşın Dünya görüşümün tohumlarını ta o zamanlar attığını şimdiden fark ettim. Görüyorum ki despotik yönetimlerin toplumların nefreti başka alanlara yöneltmek için kullandığı araçlara karşı toplumsal örgütlenmeyi kullanan çocukların 6 kişiyle oluşturdukları grubun sesinin tüm okula yayılmasıyla seslerini duyurabilen çocukların mücadelesi beni de çok etkilemiş.
Çocuk Edebiyatı
Uzayda Bir Yatılı OkulSuzan Geridönmez · Günışığı Kitaplığı · 2025188 okunma
Harikaydı
9/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 18:54
@ekremokumus571 ’un kaleme aldığı #güzelatlarülkesi - Bir Kapadokya Hikâyesi kitabının son sayfasını kapattığımda, kendimi uzun süre kitabın kahramanlarını ve o gizemli zamanları düşünürken buldum. Hikaye beni o kadar derinden etkiledi ki, okumayı bitirir bitirmez internetten yeraltı şehirleri hakkında derin bir araştırmaya giriştim. ​Yazarın ilmek ilmek işlediği anlatım tarzı gerçekten büyüleyiciydi. Geçmiş ve günümüz arasında kurulan o ince köprü, kitaba muazzam bir akıcılık kazandırmış. Öyle ki okurken zaman kavramımı kaybettim; kendimi kah geçmişin gizemli yeraltı tünellerinde Petrus’un yanı başında, kah günümüzde Hasan’ın hayat mücadelesinin tam ortasında buldum. Dilinin sadeliğine ve akıcılığına rağmen, taşıdığı duygusal yoğunluğu okuyucuya doğrudan aktarmayı başaran kalemi çok güçlüydü. Yazarın ellerine, emeğine sağlık. Spoiler içerir Hasan, evlerinin altında tesadüfen gizemli bir tünel keşfediyor. Durumu babasıyla beraber yetkililere bildirseler de araştırma yapılması için evlerini boşaltmak zorunda kalıyorlar ve Hasan’ın dedesinin yanına taşınıyorlar. Ancak içindeki merakı dindiremeyen Hasan, eski evlerine geri dönüp yetkililerden tünel hakkında bilgi almak istiyor. İşte her şey, orada bulunan kadim bir kitabın varlığını öğrenmesiyle başlıyor. Yetkilinin anlattığı bu kitap, yeraltı şehrinde yaşamış olan Petrus’un kendi kaleminden dökülen sırları barındırıyor. Hasan bu sayfaları araladıkça, o dönemin acılarına, umutlarına ve yaşanmışlıklarına bizzat tanıklık ediyor. ​Kitabı okurken Petrus’un o sarsıcı son sahnesini, Hasan’ın dedesinin gençlik maceralarını ve dedesinin günlüğünü okurken hissettiği o derin duyguları adeta kalbimin en derininde hissettim. Sayfaların arasında değil de, tam o tünellerin içinde, onlarla yan yanaymışım gibi bir his bıraktı
Güzel Atlar ÜlkesiEkrem Okumuş · Mahlas Yayınları · 20264 okunma
9/10
·626 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:26
Selamm, sonunda sürekli övgülerini duyduğum ve benim de okumak istediğim kitabı bugün bitirdim. Öncelikle Jane ile çok bağ kurduğum için kitabın ortalarında ve sonlarında fikirlerim epey değişti. Jane bence duygularını yönetmekte çok başarılı ve karakter gelişimi çok güzel bir şekilde işlenmişti. Merhametli olduğu konularda ona kızsam da kendimi yerine koyduğumda aynı şeyleri yapacağımı bildiğim için ona hak veriyorum. Kin tutan biri değil ve ona kötü davranan insanlara karşı bile iyilikle yaklaşıyor. Çok olgunca bir davranış ve kesinlikle çok zor, herkesin yapabileceği türden bir şey değil. O yüzden Jane karakteri saygıyı hak ediyor. Kurguya gelirsek, Edward Rochester ile Jane Eyre arasında 20 yaş var ve bu sebeple en başından beri aşkları bana geçmedi. Aynı zamanda Edward kaba, dengesiz ve manipülatif bir insan. Evet, Charlotte Brontë Edward'ı kusurlu bir karakter olarak yazmış fakat bu onu meşrulaştırmaz. Kendisinden 20 yaş küçük, ayrıca kendi evinde çalışan bir kadına aşık olması benim açımdan normal değil. Çünkü Jane 18 yaşında, daha hayatın çok başında ve Edward 38 yaşında, görmüş geçirmiş biri. Yaşları 30-50 tarzı bir şey olsaydı bana bu kadar absürt gelmeyebilirdi ama evine küçük yaşta aldığı bir kıza aşık olmak benim açımdan yanlış bir durum. Jane yolun başında ve hayatında tanıdığı 3. erkek olduğu için aşık olduğunu düşünüyorum. Çünkü eğer hayatında daha fazla erkek tanıyor olsaydı Edward'ı seçeceğini düşünmüyorum. Edward ona dengesiz ve kaba davranıyordu ve bencildi. Sırf evli olduğu için Jane onunla evlenmez diye, evlenmeden önce Jane'e gerçekleri söylemeden evlenmeye kalktı. Jane gitmek istediğinde ona "Beni bırakacaksın mı?" tarzı manipülatif cümleler kurdu ve Jane'i tebrik ediyorum; onca manipülasyona rağmen kanmadı ve gerçekten gitti. Daha sonra bir
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,2bin okunma
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2026 50. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 19:41
Bu İsmail Hoca’dan okuduğum 5. kitap oluyor. Daha önce de Kharon’un Kayığı, Homo Narrans, Gılgamış ve Şölen Var'ı çok severek okumuştum. Her okuduğumda hissettiğim şey hep aynı oluyor, mükemmelliği kelimelerle ifade etmek hiç kolay değil ️ Bu kitaplar kesinlikle hızlıca okunup tüketilecek türde değil; aksine çok yavaş yavaş, sakin bir kafayla ve sindire sindire okunması gerekiyor. Çünkü kitap sizi bir şekilde sürekli araştırmaya itiyor. Sayfalar arasında ilerlerken resmen kenarda devasa bir döküman oluşturdum ve o maddelerin tek tek üzerine gitmeye çalışıyorum. Kitap, insanlığın ilk sanatsal ifadeleri olan Paleolitik dönem mağara resimlerinden başlayıp Antikçağ'ın sonuna kadar uzanan büyüleyici bir izi sürüyor. Zaten sanatla mitolojinin, insan ruhunun derinliklerinde nasıl birer ikiz kardeş olduğunu; birbirlerinden ayrılmaz, birbirini var eden iki kadim anlatı olduğunu sayfalar ilerledikçe çok daha net görüyorsunuz. İsmail Hoca eserde sanatı sadece estetik bir nesne olarak değil; ilk insanların doğayı anlama, korkularıyla baş etme ve evreni anlamlandırma çabasının mitolojik bir dili olarak ele alıyor. Kitap, kronolojik bir sanat tarihi okur gibi değil, daha çok antropolojik ve psikolojik kodlarla örülü, her sembolün arkasındaki kolektif bilinçaltını deşifre eden bir yapıya sahip. Özellikle tarihin en eski dönemlerinden beri kadının, bereketi ve hayatı var eden o anasoyluluk kültürünün izini süren bu derin anlatıyı bir eğitimci ve edebiyatsever olarak çok kıymetli buluyorum. Mağara duvarlarındaki o mistik çizimlerden tanrıça kültlerine kadar uzanan bu yolculuk, zihnimde biriktirdiğim o büyük kültürel yapbozun parçalarını kusursuz bir şekilde birleştirdi. Sonuç olarak bu muazzam eser; sanat tarihinin, mitolojinin ve insanlık psikolojisinin derinliklerine inmek,
Sanatın Mitolojisiİsmail Gezgin · Pinhan Yayıncılık · 2024213 okunma
Reklam
Reklam