Denizin Altında Kaybolan Potansiyel
6/10
·280 syf.·
2026 79. kitabı
Selam. Beni yeterince tatmin etmeyen ancak oldukça masalsı olan bir kitaplayız bu gün. Fantastik öğelerle bezeli, Kore mitolojisinden ilham alan ve son yıllarda oldukça ilgi gören Denizin Altına Düşen Kız, özellikle atmosferi ve masalsı dünyasıyla dikkat çeken bir kitap. Ben de kitaba beklentilerle başladım ve okuma deneyimim boyunca hem beğendiğim hem de eksik bulduğum noktalar oldu. Axie Oh'un Denizin Altına Düşen Kız kitabını bitirdiğimde bu kitabın aslında kötü olmadığını düşündüm. Hatta yer yer çok güzel fikirleri, etkileyici sahneleri ve gerçekten ilgi çekici bir dünyası var. Ancak bütün bunlara rağmen bende büyük bir etki bırakmayı başaramadı. Bunun sebebi de sanırım yazarın kafasındaki fikirlerle bunları sayfalara aktarma başarısı arasındaki mesafe. Kitabın en güçlü yanı kesinlikle atmosferi. Denizler, ruhlar, tanrılar, efsaneler ve masalsı anlatım zaman zaman gerçekten büyüleyici bir hava yaratıyor. Özellikle bazı betimlemeler çok başarılıydı. Hatta kitabı okurken neden bazı insanların ona bir Ghibli filmi havası yakıştırdığını anlayabiliyorum. Eğer bu hikâye animasyon olarak izleseydim muhtemelen çok daha fazla etkilenebilirdim. Fakat aynı hissi kitapta alamadım. Çünkü atmosfer ne kadar güçlü olursa olsun hikâye ve karakterler onu desteklemekte zorlanıyor. En büyük sorunlarımdan biri anlatım dilindeydi. Özellikle büyükannenin hikâyeleri o kadar sık tekrar ediliyor ki bir noktadan sonra dikkat dağıtmaya başlıyor. Sürekli "büyükannemin anlattığı hikâyelerdeki kadınlar", "büyükannemin öğrettiği şeyler", "büyükannemin hikâyeleri" ifadelerini görmek karakterin kendi düşüncelerini geliştiremediği hissini yaratıyor. Üstelik bu sadece büyükanneyle de sınırlı değil. Dedem şöyle derdi, ağabeyim böyle söylerdi, büyükannem şunu anlatırdı... Bir süre sonra karakterin
Denizin Altına Düşen KızAxie Oh · Yabancı Yayınları · 2023848 okunma
ISTANBULUN RUHUNU ANLATAN HİKAYELER
Puan vermedi·134 syf.··
2026 22. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 01:19
#okudumbitti - Son Kuşlar Sait Faik Abasıyanık Sait Faik Abasıyanık ’ın 1952 yılında yayımlanan bu eseri yazarın hayattayken basılan son öykü kitabı aynı zamanda.Kitap, yazarın Burgazada’daki günlerinden, İstanbul’un kenar mahallelerinden, balıkçılardan, çocuklardan ve küçük insanların sessiz dünyasından izler taşıyor. Hikayeleri okurken aynı duyguları paylaşmamak elde değil. Rum karakterlerini özellikle seçmesi,hikayelerin merkezine koyması ve en ince ayrıntısına kadar sanırım yazarın en büyük zaafı. Bu o dönem İstanbulu düşünüldüğünde aşina olunacak bir durum tabi ama Sait Faik'in edebi dili hikaye ile eşdeğer bu kadar güzel olur ancak diyebileceğiniz türden. ​Yazar bu eserinde, ilk dönem öykülerindeki o coşkulu insan sevgisinin yanına, insanın doğayı ve kendi türünü yok etme eğilimine karşı duyduğu derin bir kırgınlığı ve hüznü de ekler. Deniz denilince akla ilk gelen yazar olan Sait Faik İstanbul'un yoğun atmosferinden uzak deniz ile iç içe insan hikayelerine davet ediyor bizleri. Son Kuşlar " hikayesi, insanın doğaya verdiği zararı, bencilliğini ve modernleşmenin getirdiği yıkımı usta bir dille anlatan, hüzünlü ve çevre odaklı bir hikaye. ​"Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde sarı yapraklarla birlikte kuşların da mavilikte akıp gittiğini göremeyeceğiz. Bizden söylemesi..."
Son KuşlarSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,1bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ölesiye Eğlenmek mi, Uyuşmak mı?
Puan vermedi·224 syf.··
2026 135. kitabı
Neil Postman , Televizyon Öldüren Eğlence adlı kitabında televizyonun eğlenceyi amaç edinmesini eleştirir ve bu eleştirisini temellendirmek adına o ünlü "Biçim, içeriği dışlar." ifadesini kullanır. Neil Postman ‘ a göre televizyon, sürekli eğlenen bir toplum inşa eder ve toplum içerisinde sorun olabilecek her şeyi eğlenceye indirger. Böylelikle televizyon, karşısında kendimizi ölesiye eğlendirmek dışında bir şey yapmadığımız bir kutuya dönüşür.
Alıntı
Televizyon Öldüren EğlenceNeil Postman · Ayrıntı Yayınları · 2020727 okunma
Puan vermedi·133 syf.··
2026 22. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 00:22
Romeo ve Juliet okudum bitti. Sadece iki gencin trajik hikayesini değil, baştan sona kelimelerle örülmüş devasa bir şiiri okumuş gibi hissediyorum. ​Beni en çok etkileyen, o meşhur balkon sahnesindeki saf tutkunun, düşmanlığın gölgesinde bile nasıl bu kadar berrak kalabildiği oldu. ​Benim için bu kitap, sadece bir tiyatro oyunu ya da hüzünlü bir son değil; her satırı bir şiir inceliğinde işlenmiş edebi bir şölendi.
Romeo ve JulietWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202475,8bin okunma
STACY WILLINGHAM - KARANLIKTAKİ KIVILCIM
Puan vermedi·360 syf.··
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:00
-spoiler değildir- Karanlıktaki Kıvılcım benim için inişli çıkışlı bir okuma deneyimi yarattı. Kitabın büyük bölümünde Chloe’nin zihninin içinde olduğumuz için anlatım yer yer ağırlaştı ve yoğun betimlemeler okuma hızımı düşürdü. Ancak yazarın kurduğu gizem ve olay örgüsü o kadar güçlüydü ki merak duygum kaybolmadı hatta teorim tuttu. Son sayfalara yaklaştıkça taşların yerine oturması ve kurgunun zekice ilerleyişi, kitabı benim gözümde çok daha değerli bir noktaya taşıdı. Tempo konusunda zorlanmış olsam da, etkileyici kurgusu sayesinde severek bitirdiğim psikolojik gerilimlerden biri oldu. Karanlıktaki Kıvılcım Stacy Willingham
1000Kitap
Karanlıktaki KıvılcımStacy Willingham · Altın KitaplarMurat Karlıdağ · 2026202 okunma
Savaş gibi görünmeyen savaş.
Puan vermedi·224 syf.··
2026 3. kitabı
Kargalar izliyorlar. Herhangi bir eylemde bulunmuyor ve sadece gözlemliyorlar etraflarındakini. Kötülüğün olduğu yerde baş gösteriyor ve sadece izliyorlar. Büyük Irmaklardan Bile kitabı; küçük olayların nasıl büyük değişiklikler yaratabileceğini, savaşın görünürde savaş olmadan da yaşanabileceğini ve tanımların nasıl yıkıcı olabileceğini anlatan başarılı bir roman. Kitabın başında ada yaşaması huzurlu bir yer. Farklılıklar önemsenmiyor. Güzel-çirkin pek de umursanmayan kavramlar. İnsan, insan olduğu için insan. Herkes kendine özgü. Dibâcede de yazdığı gibi: "Herkes kendi rengindeydi. (...) Bir şeyin ne olduğunu başka bir şeyden hareketle anlatmak mümkün değildi. Her şey kendisiydi." Sonrasında adaya Zedeler geliyor. Kitapta bir süre daha bir sorun çıkmıyor. Zedeler de insan çünkü ve insan, insan olduğu için insan. Karakterler yardımcı bile oluyorlar Zedelere. Ancak sayı arttıkça tek tük rahatsızlıklar çıkıyor. Hala çok değil ama. Asıl sorunlar Yüksek Ülkenin müdahalesi ile başlıyor. Kitabın başında adada hiç karga yok. Karakterler karga nedir tam bilmiyorlar bile. Ancak Yüksek Ülkenin müdahaleleri ile kargalar da görünmeye başlıyor. Kitap ilerledikçe kargaların sayısı da artıyor. Kötülük yayıldıkça kargalar da yayılıyor. Hatta sonda her tarafı kaplıyorlar. Kötülüğe bir katkı sağlamıyorlar; ancak durdurmuyorlar da, sadece gözlemliyorlar. Bu yönden ana karakterimizi, anlatıcımız Yamuk'u andırıyorlar. Yamuk, doğrudan bir etki sağlamıyor kitaptaki olaylara. Sivri Adamlar geldiğinde karşı çıkmıyor onlara. Yanlarına gidip konuşacağında bile yanında hep birileri oluyor. Karşı çıkmaya çalışacağında bu, bir kaç sahne ileriye gitmiyor. Yamuk gözlemliyor, uyum sağlıyor. Çevresinde kim varsa ona uyuyor. Zedeler geliyor; kimi zaman zedelere yardım ediyor, kimi zaman onlarla sohbet
1000Kitap
Büyük Irmaklardan BileGüray Süngü · Ketebe Yayınları · 2022509 okunma