"Şuraya bakın, şuraya bakın," diye devam etti Kont iki genci ellerinden kavrayarak, "şuraya bakın, işte bu çok ilginç, işte kaderine boyun eğmiş, cellat kütüğüne yürüyen, bir alçak gibi ölecek bir adam, evet bu doğru ama ölüme doğru hiç direnç göstermeden, hiç yakınmadan yürüyordu: Ona bu ani gücü verenin ne olduğunu biliyor musunuz? Onu teselli edenin ne olduğunu biliyor musunuz? Cezasını sabırla kabullenmesini sağlayanın ne olduğunu biliyor musunuz? Bir başkası onun sıkıntısını paylaşıyordu; bir başkası da onun gibi ölecekti; bir başkası ondan önce ölecekti! İki koyunu kasaba, iki öküzü mezbahaya götürün ve ikisinden birine diğerinin ölmeyeceğini anlatmaya çalışın, koyun sevinçle meleyecek, öküz keyifle böğürecektir ama insanın, Tanrı'nın kendi görünümüne bir biçim vermek için yarattığı insanın, Tanrı'nın ilk, yegane ve en yüce görevi olarak yakınlarını sevmeyi dayattığı insanın, Tanrı'nın düşüncesini ifade etsin diye ses verdiği insanın arkadaşının kurtulduğunu öğrendiğinde atacağı ilk
çığlık bir sövgüden ibaret olacaknr. Doğanın başyapıtı, yaratılışın kralı olan insanı kutlamak gerek!"
Ne garip, biraz kendini deşmeye
kalksa, insan, sonunda olduğunu sandığı kişinin tam tersi çıkıyor.
Sokakta görse yüzünü buruşturup asla böyle biri olmak istemezdim
dediği kimse, işte o çıkıyor insan.