Osmanlı, bilim'de geri kaldı
Batı'da laiklik, ekonomik-top­lumsal-siyasal bir süreç sonucunda ortaya çıktı ve kurumlaştı. Ama laikliği günümüzde de "çağdaş toplumlar" için vazgeçil­mez kılan iki temel neden var: 1) Dine dayalı devlet, özgür dü­şünceyi, bilimsel gelişmeyi, değişen koşullara uygun yeni kurum ve kuralların konulmasını zorlaştırmakta, hatta engellemekledir; 2) Dine dayalı devlet, iktidardaki "tek inanç"ın dışındaki inanç gruplarına aynı haklan tanımadığı için, farklı inançtan toplum kesimlerinin "barış içinde" yaşamaları olanağını büyük ölçüde ortadan kaldırmaktadır, din ve mezhep savaşlarını kolaylaştır­maktadır. Bu anlamda laiklik, farklı inançtan bireylerin -eşit haklara sahip- "yurttaş"lar olabilmelerinin, bir "ulus" oluşturabilmelerinin ön koşuludur. Bir "ulus" olmadan "çağdaş"laşabilen toplum ise yoktur. Laikliği bir "toplumsal zorunluk" olarak gündeme getiren bu iki neden, elbette ki Türkiye için de geçerliydi. Osmanlı Devle­ti'nin "yükselme" döneminde, dinsel iktidar da siyasal iktidara -yani padişaha bağlıydı. Ama ne zaman ki durum tersine döndü ve siyasal iktidarın güç yitirmesinden yararlanan dinsel güçler et­kilerini arttırdılar; "din" toplumun çağa ayak uydurmasını engel­leyen bir kurum görünümü kazandı. Örneğin, Gutenberg'den birkaç yıl sonra Türkiye'de de ilk basımevi kurulduğu halde, bunun sadece Museviler ve Hıristiyanlar için kullanımına izin verildi. 1566 yılında, padişahın baş çevirmeni Ali Bey, Tevrat ve incil'i "halk Türkçesi"ne çevirdi ve basıldı. Ama Müslüman halkın Ku­ran'ı kendi dilinden okuyup anlayabilmesi, ancak 1930'lardan sonra -yani laik Türkiye'de- gerçekleşebildi. Müslüman Osman­lıların da basımevini kullanabilmeleri için, Şeyhülislam ancak Gutenberg'den 270 yıl sonra fetva verdi. İlk gözlemevi, 1580 yılında -Şeyhülislamın fetvası ile- dine
Ebu Hüreyre (Allah ondan razı olsun)'den rivayet edildiğine göre Rasulullah (sallallahu aleyhi vesellem) "Yüz çevirenler dışında ümmetimin hepsi cennete girerler", buyurdu. Bunun üzerine, Ey Allah'ın elçisi cennete girmeyi kim istemez ki? Denildi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi vesellem)'de : "Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler de cenneti istememiş demektir", buyurdu.(Buhari,İ'tisam 2)
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
(Hanefi mezhebine göre) Veliler sırasıyla şunlardır :
1. Araya kadın girmeyen erkek füru: Oğul, oğlun oğlu ve ilanihaye onun oğulları. 2. Araya kadın girmeyen erkek usul: Baba, babanın babası, babanın babasının ilanihaye babaları. 3. Babanın erkek cüzleri: Ana-baba bir erkek kardeş, baba bir erkek kardeş, ana-baba bir erkek kardeşin oğlu, baba bir erkek kardeşin oğlu ve böylece araya kadın girmeyen erkek torunları. 4. Dedenin erkek cüzleri: Ana-baba bir amca, baba bir amca, ana baba bir amcanın oğlu, baba bir amcamn oğlu ve böylece araya kadın girmeyen torunları. Asabeier kayıt edildikleri sıraya göre uzar gider. Hiç asabe bulunmadığı takdirde Ebu Hanife'ye göre velayet hakkı sırası zevi'l-erham'a gelir ki onları burada saymayıp feraiz kitaplarına bırakacağız. Bundan sonra bütün mezheblere göre sıra mülki amir (kâdî) veya naibine gelir. Çünkü "...Velisi olmayanın velisi sultandır."
Sayfa 130 - A.H.İ. Yayıncılık (2006)·Kitabı okuyor
Âlimin durumu hâkimin durumu gibidir. Rasûlullah (s.a.v) hüküm verenleri üç gruba ayırmıştır. Hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur. “Hüküm ehli üç gruptur: 1- Bilerek, hak ile hüküm verir. Bu, cennettedir. 2- Bile bile haksız hüküm verir. 3- Bilmeden haksızlık (ve zulümle) hüküm verir. Bu son ikisi ateştedir." ¹ ________________________ ¹ Ebu Davud, Akdiyye, 2; İbn Mâce, Ahkâm, 3.
Sayfa 41 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
Hadis-i şerifte : "Kim bildikleri ile amel ederse; Allah ona bilmediklerini öğretir." ¹ buyrulmuştur. Hatta "Kim bildiklerinin onda biri ile amel ederse, Allah ona bilmediklerini öğretir," denmiştir. _________________________________ ¹ Hakim Tirmizi, Beyanu'l-Fark Beyne’s-Sadri ve’l-Kalb, 50; Ebu Nuaym, Hilye, X,15; Aclunî, Keşfu’l- Hafa, No: 2542.
Sayfa 40 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor
“Ya Rabbî! Sen gerçek ilmi senden haşyettte, hikmeti de sana imanda yaptın. Senden korkmayan gerçeği bilemez, sana iman etmeyen de hikmete eremez.” Hz. Davûd (a.s.)
Sayfa 38 - Semerkand Yayıncılık, 3. Baskı, Eylül 2004 (Çev: Yakup Çiçek ve Dilaver Selvi)·Kitabı okuyor