Çeşitli, birçok kaynaktan akıp biriken öfkemiz,
öyle olur ki, (belki) zavallılığı içinde
pek de haketmediği —belki, layık bile olmadığı—
bir biçimde, boktan birinin kafasında patlar:
Aslında, o çok daha beterini haketmiştir; ama,
işte layık değildir buna aslında.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
En yoğun özlemlerimizin ortasına bir katı bıkkınlık
gelir yerleşir, apansız: öyle olur ki, en son
ucuna gitmeye can attığımız bir ilişkinin içinden
çıkıp çekip gitme arzusu çöker üzerimize.
Sen, sona ve sonuca —yıkıma— yönelmişken geldi o sana: bütün doluluğuyla —oysa boşalmıştı, boşalıyordu senin yaşamın; öyle olsun istiyordun sen de, üstüne üstlük —o en eski eğilimin; uçup geçme, yıkılıp gitme, batıp kalma, tam olarak egemen olmağa hazırlanıyordu senin üzerinde.
(—birden gözüne çarptığı ama anlaşılamadığı zaman —sen anlayacak; o da, belki, anlaşılacak durumda, değildiniz…), anlayabilseydin(iz) : ne olağanüstü, ne muhteşem, ne harika birşey olabilirdi yaşamın —ama olamadı— —belki de (—herhalde) olamazdı: senin de, onun da, bütün geçirdiklerinizi, bütün yaşadıklarınızı geçirmeniz, yaşamanız gerekliydi…