Ahmet

9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2026 00:26
İnsanın karakteri, kendi elleriyle kurduğu dünyanın gerektirdiği şeylerce yoğrulmuştur. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda orta sınıfın karakteri, güçlü sömürücü ve istifçi özellikler gösteriyordu. Bu “aktif” karakteri, başkalarını sömürme ve daha da çok kâr etmek için kazançlarını biriktirme arzusu belirliyordu. Yirminci yüzyılda, insanın karakter yönelimi, oldukça büyük edilgenlik ve piyasa değerleriyle özdeşleşme gösterir. Çağdaş insan, boş zamanının çoğunda kesinlikle edilgendir. Bengi tüketicidir; içkileri, yiyecekleri, sigaraları, konferansları, manzaraları, kitapları, filmleri “soğurur”; tümünü tüketir, yutar. Tüm dünya, onun ağzına layık büyük bir nesnedir: Büyük bir şişe, büyük bir elma, büyük bir memedir. İnsan, emici olup çıkmıştır, ebediyen beklenti içinde ve ebediyen düş kırıklığı yaşayan... Okuduğunuz bütün kişisel gelişim kitaplarını unutun.. Sıkmadan, yormadan insan olmanın tüm yönlerini ele alan bu değerli insanı geç tanımış olmanın utancı içerisindeyim..." Erich from "İnsan öldü, onu biz öldürdük. Yaşasın nesneler, yaşasın makineler." Nietzscheye nazire yaparak söz konusu kitaba gelelim dünyadaki yaşam darlığından, teknolojinin giderek artmasından insandaki kişisel sorunlardan, siyasi ve ekonomik durumdan toplumsal akıbetten, ölçüsüz üretim ve tüketimin yıkıcılığından, söz açıp bu kez modern insanın, kendine yabanclıaştiğını, giderek insanligimizi kaybettiğimizi ve bu durumun bizi sürükleyici felaketlere yol açacağindan, kendimize göçün, yeniden inşanın, yeniden insan olmanın getirdiği çıkmazları Marksist-sosyalist ve insancıl idelojisi bakiş açışıyla gayet güzel ve açık bir dille anlatmış fikirleri oldukça insana etki yapar cinsten oldukça etkileneceksiniz. Erich Fromm İnsan Olmak Üzerine
Psikoloji
İnsan Olmak ÜzerineErich Fromm · Say Yayınları · 20181,161 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bu Ülke kitap tahlili
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 08:13
Kitap beş bölümden oluşur. İlk bölümün başlığı “Sihâm-ı Kazâ (Kaza Okları)”dır. Tevrat’ta Babil’in anlatıldığı kısımdan alıntıyla başlayan bu bölümde ve “Biz ve Onlar” başlıklı ikinci bölümdeki yazılar ağırlıklı olarak Batı’ya ve Batılılaşmaya ilişkin eleştirilerden oluşur. Söz gelimi siyasetteki “sağ” ve “sol” eğilimlerin Batı’daki çıkış noktası anlatılarak Türkiye’deki yansımalarına değinilir. Sağ, Avrupa’da kötülenirken ve yakın tarihin “günah tekesi” haline getirilirken, Türkiye’de ise mukaddesatçılığın bayrağı haline getirilir. Türkiye’den başka da elinden tutanı kalmamıştır. Hâlbuki Hristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden kurtulmak gerekir. Kendi gerçeği kendi kelimeleriyle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur. Cemil Meriç ilk bölümdeki yazılarında dil meselesini öne çıkarır. Çünkü kelâm bütünüyle haysiyettir. Kamûs (sözlük), bir milletin hafızasıdır. Türk yazarı dil sürekli değiştiği için talihsizdir. Bu dile eklenen “izm”ler de Türk milletinin idrakine giydirilen Avrupalı deli gömlekleridir. İdeolojiler siyaset dünyasının haritalardır. Ancak tehlikeli bir yolculukta pusulaya da ihtiyaç vardır ve bu pusula da şuurdur. Tarih, millet, kişilik şuuru. İdeolojinin peşine takılanlar ise pusulasızdır. Türkiye’nin kaderini aydınlığa taşımak için tüm ideolojilere kapıyı açmak hepsini tanımak ve tartışmak gerekiyor. Bu sebeple de düşünceye sonsuz bir hürriyet verilmelidir. Bugün Türk aydınının sıkça tekrarladığı şikâyet; bu ülkede yaşanmayacağıdır. Çünkü Türkiye’nin insanından şikâyetçiler, yani kendilerinden. Türk aydını Kitâb-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi. Kaçanlar ne Türk ne de aydındır. Çünkü mazisindeki ihtişamdan utanmaya başlamış, utandıkça da unutur olmuştur. Bu sebeple “Ben Avrupalı’yım”, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.” demeye
Edebiyat
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,3bin okunma
Kitap tahlili
10/10
·114 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2025 08:21
Ali hem yetim hem de Bulgar muhaciridir. Dedesi Pelvan Sülüman ile Bulgaristan'dan Türkiye'ye kaçmışlardır. Kendi babasını küçük yaşta kaybeden Ali Türkiye'ye geldikten sonra diğer akrabalarından bir türlü haber alamamıştır. Pelvan Sülüman İstanbul'a gelince hemşehrileri yardımıyla Eyüp Sultan'da bir ahşap ev bulur. Torunu ile birlikte orada yaşamaya başlar. Bunca sene geçimini hayvancılıkla sağlamış olan Pelvan Sülüman, burada da hayvancılık yapmak ister. Ahıra bir koyun alır. Zaman geçtikçe koyunların sayısı artar. Dede torun birlikte yaşayıp giderler. Ali de orta okulu bitirmiştir. Her şey yolunda giderken Pelvan Sülüman'ın vefat etmesi üzerine Ali artık tamamen yalnız kalır. Evdeki bütün hayvanları satar ve bir daha o eve girmez. Askerliğini bitirir. Avukat yardımcılığı, katiplik gibi mesleklerde çalışır. Yalnız daktilosunu yanından ayırmaz. Hep bir şeyler yazar. Münire ise Ali'nin sevdiği kızdır. Sarı saçlı ve mavi gözleri onun güzelliğini tamamlayan özellikleridir. Münire ile Ali Eyüp'ten tanışırlar. Münire'nin ailesinin Eyüp'te bir sineması vardır. Münire'nin ağabeyleri Eyüp'ün belalılarından oldukları için Münire'yi sıkı bir yönetim altında tutarlar. Münire ile Ali bu ağabeylere karşı birbirlerini severler. Günün birinde ağabeyleri Münire'yi zengin bir adamın oğluyla evlendirmeyi ister. Münire buna karşı çıksa da işe yaramaz. Dayak üstüne dayak yer. Her yeri morluklar içinde kalır. Bu olayları duyan Ali çok sinirlenir. Herkes sinemada tıklım tıklım film izlerken perdeler tutuşarak yanmaya başlar. Ali sinemayı yakmıştır. Daha sonra Münire ile kaçmışlardır. Ali'nin bu yaptıkları Eyüp'te efsaneleşmiş herkesin dilinde "sinemayı yakıp Münire'yi kaçıran Bulgaryalı Ali'nin efsanesi" dolaşır olmuş. Bu yaşananlardan sonra ağabeyleri durur mu? İkisinin peşine düşmüşler.
Edebiyat
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Bu Böyledir Kitap Tahlili
7/10
·90 syf.··
Beğendi
·
2025 17. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2025 00:00
Batılılaşama serüvenimiz içinde bazı sanatçılarımız hep Batı’yı referans almış ve bunda o kadar ileri gitmişler ki bu toplumun köklerine inmeyi akıllarına bile getirememişler. Akıllarına getirdiklerinde ise olumsuz çağrışımlar üzerinde durmuşlardır. Allah’ın, es Sâni’, el Bedi’ gibi sıfatlara sahip olduğunu ve evrenin, Allah’ın sanatının bir tecellisi olduğunu gören bazı sanatçılarımız ise, hiçbir şeyin olamayacağı gibi sanatın da Allah’tan bağımsız olamayacağını kabul ederler. Mustafa Kutlu’nun da bariz/ayırıcı özelliklerinden birisidir bu. Kutlu, hikâyelerinde, kişiyi, onun yaşadığı evi, evin bulunduğu mahalleyi, mahallenin bulunduğu şehri anlatırken bizim köklerimize işaret etmeyi asla ihmal etmemiş, bu toplumun medeniyet köklerine sürekli vurgu yapmıştır. Öyle ya bin yılı aşkın bir süredir kendisiyle şekillenen değerlerden soyutlayarak bu toplum nasıl anlaşılabilir. O bunu görmezden gelmemiştir. Mesela birçok hikâyesinde olduğu gibi bu hikâyede de (s. 13, 37) camiyi mekânın ayrılmaz bir parçası olarak yansıtır. Cami, köyde/mahallede/şehirde vardır ve davetkârdır. Yeşillikler içerisinde bir huzur adasıdır. İnsani ilişkileri temiz bir üslupla ele alır. Bir hikâyenin bir romanın yazılması için illa çarpık ilişkilerin işlenmesi, cinsel tasvirlerin yapılması gerekmediğini, insanın tabii ve fıtri duygularının cinselliğin karanlığı içinde kaybedilmeden de anlatılabileceğini ispat eder. Bir kuş sesi kadar güzel, bir ney sesi kadar içli ve bir çimen yeşili kadar ferahlatıcı bir üslubu yanında Kutlu, hikâyelerinde farklı anlatım tarzlarını başarıyla kullanır. Örneğin bu hikâyenin bir yerinde (s.36) Kur’an’ın çokça kullandığı çarpıcı ve dikkat çekici üslubu kullandığı gözden kaçmaz: “…Ağaçların devrildiği, kayaların demir matkaplarla delindiği, suların önünün kesildiği
Edebiyat
Bu BöyledirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20229,2bin okunma
Üç Zor Mesele Kitap Tahlili
10/10
·599 syf.··
Beğendi
·
2025 29. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 24 Kasım 2025 09:30
İslam değerlerinin çağımızın bilim ve teknik kafasıyla birleşip beraber yaşayacağını ummak bir avuntudan ibarettir.Çünkü günümüze hakim olan bilim ve teknik, batıda belli bir dönemde belirlenmiş bir kafa yapısının uzantısıdır; belli bir toplumsal yapının sinesinde gelişmiş, vasıfları islama taban tabana zıt bir sınıf eliyle gücünü dünya ölçüsünde yaymıştır.” “İmdi, Müslümanlar hem o müesseseleri reddedip hem de o müesseselerin ürünü olan teknik ve bilimsel yapıyı nasıl kendi hayatlarına adapte edeceklerdir?Açıkca ve şuurla kavramamız gereken nokta, batının inancı, felsefesi, bilimi ve tekniğiyle bir bütün olduğu ve reddedilecekse tümden, kabul edilecekse yine tümden kabul edilmesi gerekeceğidir.” Cumhuriyetin ilk yıllarında başlayan batılalıştırma eyleminin bir yansıması olarak Müslümanlar, her türlü dini addettikleri adet, gelenek, kültür, hurafeye sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalışmışlardır.Öyle ki batı hayranı insanların yersiz ve alaycı eleştirileri, Müslümanların karşıt bir tepki olarak atalarından kalma geleneklerin tümünü ve hurafeleri dahi savunmaya itmiştir.Bu ezilmişlik psikolojisi içindeki islami kesim, batının sunduğu düşünce,ideoloji, teknik vs’ye karşı yeni bir kavramlar manzumesi oluşturma çabasına girmiştir.İşte Üç Mesele’de dikkat çekmeye çalıştığı bu noktada İsmet Özel, yapılması gerekenin Kur’an ve sünnete tam bağlılık olduğunun altını çizmiştir. “İslami olmayan bir yaşama biçimiyle islam prensiplerini uzlaştırma gayreti, bana kalırsa iman zaafının bir bahanesi bile olabilir.Şöyle ki, inanç seçmecinin indinde vazgeçemediği bir duygu olarak kalır ama hal ve şartların hakimiyetini ruhunda ezici bir biçimde duyar.” Özel, tekniği; batılıların insan aklına tapmasının bir tezahürü olarak görür.Bilim ve tekniğin yaygınlaştığı ve batı nezdinde en üst
Edebiyat
Üç Zor Meseleİsmet Özel · Tiyo Yayınevi · 20203,283 okunma