Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
Aşk ile sevmek bir güzelliği
Ve dövüşebilmek o güzellik uğruna
İşte yüzünde badem çiçekleri
Saçlarında gülen toprak ve ilkbahar
Sen misin seni sevdiğim o kavga
Sen o kavganın güzelliği misin yoksa.
Minel," dedi Korel kısık bir sesle hatta fısıldayarak. "Bir kez olsun beni dinlemeyi seçemez misin?" Sadece şimdi için değil, bütün zamanlarımız içindi. "Bir kez olsun, Minel, bir kez olsun cümlelerimi yarıda kesmeden beni dinleyemez misin?" Yeniden yutkundu ve başını omzuna doğru yatırdı. "Bunu bana herkes yaptı; babam, Korhan, annem, okuldaki öğretmen, hiçbir zaman dostum olmayanlar, çoğu zaman Gürkan ve sen..." Derin bir nefes aldı. "Herkes bunu bana yaptı ama en çok senin yaptığın beni etkiledi çünkü ben, senin bütün cümlelerinden anlam çıkarabilecekken sen benim cümlelerimi bile dinlemek istemedin. Geçmişte, şu anda ve..." Sustu, gelecekte demedi, bunu söylemek istemedi.
Long before the arrival of the delegation from Rome, Attila had probably made up his mind about further military thrusts. Epidemics in his army along with widespread famine were forcing him to break off the advance. But nobody knew it. So he willingly granted an interview to the imperial envoy, and in the course of it, he granted the bishop’s plea that the capital be spared. He even promised to withdraw from Italy, and he kept his word. The bishop of Rome had assumed a new role and staked a fresh claim on the future.
Ne zaman sonra, odasının kapısının tıklanmasıyla doğruldu. Oturdu. "Girin!" dedi. Kapının kenarından, elinde beyaz bir bez olan temizlikçi kadın kafasını uzatıp:
Beyim, sıra bu odaya geldi. Hemen çarçabuk halledivereyim, dedi.
Bu bir rica değil de haber veriyormuş gibi bir tavırdı.
- Olur, dedi, profesör.
O hala kendi dünyasında; kendini, yaşamını haklı kılacak, tutunabileceği bir şey arama derdindeydi. Kadına dikkat etmedi bile.
Çalışma odasının bir duvarında, eskiden salonda olan, yenisi alınınca kitaplık olur bahanesiyle bu odaya konulan ama içindekilerle birlikte geldiği için tek bir kitabın bile yer bulmadığı vitrin bulunuyordu. Kadın vitrini açıp, bir adım geri attı. Ellerini beline koyup, yapacağı temizliğin gözünde büyüdüğü her halinden belli olan bir tavırla ve profesörün odada olduğunu bir an için unutarak:
- İnsanlar kullanmadıkları şeyleri neden saklarlar ki evlerinde? hiç anlamam! Atsan atılmaz, satsan satılmaz. Öff! Amma da saçma! Yemin ederim şu zenginleri hiç anlamıyom, dedi ve temizliğe başladı.
"Carl," Circe eventually said, "what are you doing?"
"You did it," I said, not moving my head from the table. "You killed me. I am literally dead right now. Your kid couldn't do it, but you pulled it off. You've succeeded in boring me to death."