Ah be Martin Eden...
Sen naptın bana böyle?
Zaman zaman kitabın içine girip sana destek olmak, sana başaracağını fısıldamak istedim. Ama aslında senin kimsenin desteğine ve inancına ihtiyacın yokmuş. Çünkü sen zaten kimse sana inanmadığı, güvenmediği zaman başarmışsın bile.
Ben bile, yeter artık Martin! Vazgeç yazmaktan yoksa açlıktan öleceksin, dedim zaman zaman. Ama sonra hayır, Martin pes etme, dedim Kendi kendime. Evet, Martin'in hiç birimizin desteğine ihtiyacı yok. O zaten çok azimli ve tuttuğunu Koparan biri.
Şunu da söylemek istiyorum ki, Martin kendisiyle röportaj yapmak için gelen genç muhabire yaptığı muamele beni çok sinirlendirdi. Bunu kim yaparsa yapsın ama Martin yapmamalıydı çünkü zaten Martin insanlardan almaması gerekenden çok darbe almıştı. O halde neden bunu bir başkasına yaptı. Her neyse belki de Martin insanların o gösterdiği muameleden ötürü öfkesini bu şekilde o muhabir üzerinden dışa vurdu.
Martin'in başarıya ulaştıktan sonra söylenen şu sözler beni çok sarstı. "Kimsenin yemeğe davet etmediği açlık günleri geldi aklına. Asıl yemeğe o zaman ihtiyacı vardı, asıl o zaman midesine bir şey gitmediği için zafiyet geçirmiş, halsiz kalmış ve düpedüz açlık nedeniyle kilo kaybetmişti. Yaşadığı açmaz buydu. Asıl yemeğe ihtiyacı varsa kimse onu davet etmemişti ama şimdi binlerce yemek satın alabilecek durumdayken ve tersine iştahı giderek azalırken sağdan soldan peş peşe yemek davetleri yağıyordu.. Neden? Ona kalırsa en ufak bir hakkaniyet yoktu bu işte. Martin değişmemişti. Eskisine göre hiç de daha marifetli değildi. Elinden çıkmış olan bütün iş daha önce yazılmış. olan eserlerden ibaretti."
Zaten hep böyle olmamış mıdır? İnsanlara en ihtiyacın olduğu zamanda yanında değil karşında dururlar ama sonra sanki hiçbir şey olmamış, onlar bu kadar vurdumduymaz