Puan vermedi·184 syf.··
2026 17. kitabı
Bazı kitapları siz okursunuz, bazıları sizi okur. Sıfırdan Az benim için ikincisi oldu; adeta bakmak istemediğim bir aynaya dönüştü. Olay örgüsünü uzun uzun anlatmanın bir anlamı yok. Kim kiminle birlikte oluyor, kim hangi gece kayboluyor, kim kime ne yapıyor; romanın kendisi bile bunları sağlam bir hikayenin temeline oturtmuyor. Sonu gelmeyen partiler, partilerden sonra başlayan after’lar, sabaha kadar uzayan ve hiçbir yere varmayan geceler. İnsanlar sürekli hareket ediyor ama kimse gerçekten bir yere gitmiyor. Bir evden ötekine, bir arabadan ötekine, bir bedenden ötekine geçiliyor. Bütün bu savruluşun içinde hayat ilerlemiyor; yalnızca erteleniyor. Her şey dönemin en önemli kanalı olan ve kitapta oldukça atıfta bulunulan MTV klipleri gibi akıyor. Bir şarkı, bir araba, bir otel odası, bir yüz, bir televizyon görüntüsü ve bir başka sabah. Yüzler değişiyor. Sevgililer anlamsızlaşıyor. Mekanlar bulanıklaşıyor. Arkadaşlıklar, ilişkiler, geceler, vaatler birbirinin yerine geçebiliyor. Ama belirli bir madde hep aynı kalıyor. Her şeyin değiş tokuş edilebilir olduğu bir dünyada, en kalıcı bağın insanla uyuşturucusu arasında kurulması romanın en rahatsız edici tarafı. Her şey çözülürken o tek bağ sıkılaşıyor. Geriye kalan tek sadakat neredeyse o oluyor. O sadakatin de ismi Kokain. Bu kitabın bakmak istemediğim bir aynaya dönüşmesinin sebebi de bu aslında. Bir dönem birini tanımıştım. Onu değil belki ama onun etrafında oluşmuş büyük boşluğu düşündüm bu kitabı okurken. Büyük bir şehre geldikten sonra gecelerin, çevrelerin, uyuşturucunun ve hızla tüketilen yakınlıkların içinde yavaş yavaş yönünü kaybetmiş birini. Çok sayıda insanın arasında yaşayıp hiçbirinde gerçekten kalamayan, hayatı dolu görünen ama o doluluk içinde kendine ait bir yer bulamayan birini. Onun hayatında
Sıfırdan AzBret Easton Ellis · İthaki Yayınları · 202642 okunma
"Neyi seversen sev, ondan ayrılacaksın..."
Puan vermedi·125 syf.··
2026 7. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 17:42
İmam Gazali’nin bu derin eseri, sadece dış dünyadaki ahlaki kuralları değil, insanın kendi iç dünyasında verdiği o en büyük savaşı, nefs mücadelesini, merkeze alıyor. Kitabı okurken fark ettim ki, Gazali bize sadece "şunu yap, bunu yapma" demiyor; bir ruh hekimi gibi kalbimizin hastalıklarını (kibir, haset, öfke) tek tek teşhis ediyor. Bize faniliği hatırlatırken, kalbimizi neyle doldurmamız gerektiğinin de ipuçlarını veriyor. Kitapta en çok etkilendiğim yön, ahlakı güzelleştirmenin bir gecede olacak bir şey olmadığını, tıpkı bir fidanı büyütür gibi sabır ve sürekli bir disiplin gerektirdiğini anlatması oldu. İnsan bu terbiyeyi hakkıyla verdiğinde ise ruhu asıl huzuruna kavuşuyor. Tıpkı eserde zikredilen o muazzam ufuk gibi: "Namaz gözümün nuru kılındı." Günümüzün modern dünyasında sürekli dışarıya bakmaktan kendi içine bakmayı unutan, fani olanla baki olanı ayırt etmekte zorlanan her okurun kitaplığında bulunması gereken bir başucu eseri. Kalbini arındırmak, durulmak ve samimi bir muhasebe yapmak isteyen herkese gönülden tavsiye ederim. Kitapla kalın...
Nefs Terbiyesi ve Ahlâkı Güzelleştirmeİmam Gazali · Çelik Yayınevi · 20214,621 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
UNUTMALI MI, UNUTMAMALI MI?
9/10
·280 syf.··
2026 18. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 12:26
Unutmak tanrının insana bahşettiği en muazzam hediyelerden birisi. Yaşanılan acıları, kötü günleri ağrıları bazen de hayatınıza girmiş değersizlikleri... Peki ya geçmişi tamamen Unutmak? Ait olduğun geçmişi ve anılarını Unutmak? Neyi unutabileceğimize karar verebilseydik değişir miydi hayatımız ? Kimbilir belki çok daha huzurlu olurduk ya da mutsuz olurduk ziyadesiyle... Mistik masalsı bir hikaye. Savaşta kazanan olmadığını vurguluyor bir kez daha. Savaşta kazanan devletler ama insanlar hep kaybediyor ,tarih ne olursa olsun, kazanan tarafta olsalar bile... Vicdanını,merhametini, kısacası insani tüm duygularını kaybediyor insan. Kazandığı ise bitmek bilmeyen bir öfke, intikam hırsı, onarılamaz bir yalnızlık... Kazuo Ishiguro savaşın farklı yüzünü masalsı mistik bir dille anlatmış. Devler, ejderhalar, ilginç yaratıklar unutmaya neden olan sisler... Kalın bir masal kitabı okuyor gibi hissettim kendimi. Hoş masallar hep mutlu son ile biter. Bizim bu masalımız pek de mutlu bitmedi. Yazarın hayal gücüne hayran oldum yazım şekline de bir o kadar. Çevirmen Roza Hakmen olunca da taşlar yerine oturmuş doğrusu. Sevimli yaşlılarımız( bana kitap boyu böyle hissettirdi) Beatrice ve Axl'ın birbirlerine sesleniş şekilleri çok hoşuma gitti. Beatrice sürekli "kocam" diyordu eşine Axl ise "Prensesim"... Ülkeleri üzerindeki sis hayatlarındaki bazı olayları unutturmuş insanlara. Bu sis perdesi bir ejderhanın nefesinden kaynaklı. Sonlandirabilmek için bu durumu ejderhayı öldürmek gerekiyor. Eee öldürsünler ve kalksın bu sis perdesi ne var ki diye düşündüm. Kitabın sonlarına doğru acaba unutmaya devam mı etsinler dedim sonra da aman ne kadar kötü olabilir ki herşeyi hatırlamaları dedim. sonra Beatrice ve Axl 'ın hayatları yavaş yavaş aydınlanınca bilmemek kadar bilmek de acı veriyor
Gömülü DevKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20182,050 okunma
Kaygılı temaşa;
Puan vermedi·142 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 20:21
…kitabı karıştırırken aklıma Chateaubriand geldi. Combourg ormanlarının o bitmek bilmeyen kasvetli ağaçları arasında yürürken içine çöken o ilk gençlik hüznü... İnsan ruhunun o karanlık dehlizlerinde gezinirken, bazen akademik bir metnin soğuk satırları arasında aniden kendi çıplak trajedinizle karşılaşırsınız. Kitabın kapak resmi ne kadar mesafeli ve akademik duruyorsa, anlattığı şey o kadar biziz aslında. O bitmek bilmeyen gece yarısı uyanmaları.  Kitap özünde çok eski bir felsefi ayrımı netleştirmeye çalışıyor: korku ile kaygıyı. Karşınıza ansızın vahşi bir hayvan çıktığında hissettiğiniz şey korkudur, nesnesi bellidir ve insanı hayatta tutar. Fakat o ne idüğü belirsiz, odada yalnızken içimizi kemiren o bulanık gölge... İşte o anksiyete. Nedensiz, bir bahaneden bütünüyle yoksun. Geliyor ve insanı, düşmanın aniden bastırdığı, tüfeği bir yanda, heybesi bir yanda kalmış şaşkın bir asker gibi dımdızlak bırakıyor ortada.  Louis Jouvet’yi düşünün mesela. Ünlü oyununun beş yüzüncü temsiline çıkarken sahne arkasında kan ter içinde kalışı, psikosomatik bir egzamayla boğuşması... Muazzam bir aktör olmanız, yüzlerce kez alkışlanmanız içteki o bilinçdışı boşluğun patlamasını engellemeye yetmiyor. İnsan sahnede ne kadar devleşirse devleşsin, kulisin o karanlık köşesinde kendi Hilflosigkeit’ıyla, yani o mutlak çaresizliğiyle baş başa kalıyor.  Burada akıl, ister istemez Yerkes-Dodson eğrisine kayıyor. Kitaptaki o şema o kadar tuhaf bir gerçeği fısıldıyor ki: Kaygı arttıkça performans önce yükseliyor, insanı yaratıcı kılıyor ama o görünmez dozu bir kez aştınız mı, tepe taklak aşağı. Tıpkı gotik blues riflerindeki o tekinsiz hüzün gibi. Karanlık belli bir ritimdeyken ruhu besliyor, kelimeleri doğuruyor ama frekans saptığında mutlak bir felç hali.  Kuantum dolanıklığı gibi bir şey
Anksiyete ve KaygıAndre Le Gall · Dost Kitabevi · 201670 okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 18. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 19:47
Kitap partner şiddetini ortaya çıkış nedenlerine sınıflandırmış.Bunlar; namus cinayetleri, antisosyal kişilik bozukluğu,ruhsal bozukluklar,alkol-madde kullanımı, öfke kontrol problemi ve durumsal çift şiddeti. Bunlardan namus cinayetleri ve antisosyal kişilik bozukluğu olan durumlarda kadınlar kaçıp kurtulmaları gerektiğini, diğer durumlar için de tedavi ve terapiye göre hareket edilmesi gerektiğini vurgulamış. Çok açıklayıcı anlatmış.kitabın sonunda çoktan seçmeli sorulardan test ile öğrendiklerinizi pekiştirebilirsiniz. Kadına yönelik şiddet alanında çalışanlar için kaynak kitap tolü görebilir. İyiki okudum dediğim kitaplardan oldu ve yazarın diğer kitaplarını okumaya devam edeceğim.
Eşim Tehlikeli mi?Medaim Yanık · Erdem Yayınları · 20255 okunma
Oralardan mümkün olduğunca uzakta olmak isterdim..
Puan vermedi·109 syf.··
2026 24. kitabı
"Başka bir ailede ve başka bir dünyada olsaydık, o kendisi olabilseydi ve ben kendim olabilseydim, ağabey ve kız kardeş gibi olabilir miydik?" Yazar, hikâyeyi büyük bir öfke ya da ajitasyonla değil de; adeta bir mahkeme tutanağı veya otopsi raporu soğukluğunda anlatıyor. Bu mesafeli dili, biz okuyucularda çok daha derin bir dehşet ve rahatsızlık hissi bırakıyor. Roman, tek bir ağızdan değil; Diana’nın abisi, öğretmenleri, doktorlar, komşular, jandarmalar, savcı ve sosyal hizmet uzmanı gibi farklı tanıkların gözünden parça parça aktarılıyor. Böylece sessiz kalıp görmezden gelerek suça ortak olan toplumsal yapıyı da bizlere sorgutlamış oluyor. Kitabın adı olan “Sakar”, aile içi şiddeti örtbas etmek için kullanılan basit bir bahaneden fazlası. Çevredeki yetişkinler de bu yalana inanmayı seçiyor; çünkü gerçeği kabul etmek, sorumluluk almayı gerektiriyor ve kimse sorumluluk alacak kadar cesur değil. Hatta bu durumdan kaçıp mesleğine ara verenler bile oluyor. Kurumlar ise tırnak içinde kurallara, formlara ve prosedürlere o kadar bağlılar ki gözlerinin önündeki somut insan dramını raporlar arasında kaybediyorlar.. Kısacası roman, kötülüğün yalnızca şiddeti uygulayanlardan değil; “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyerek sessiz kalan sıradan insanlardan da büyüdüğünü gösteriyor. Sayfaları çevirirken Diana için bir şeyler yapmak istiyorsunuz fakat kitaptaki karakterler gibi eliniz kolunuz bağlı kalıyor. Kitap bittiğinde geriye kalan ağır suçluluk ve huzursuzluk hissi, bence yazarın hedeflediği ve okuru yüzleşmeye çağıran en güçlü etkisi.
Alıntı
SakarAlexandre Seurat · Metis Yayınları · 20255,8bin okunma