Edebiyat dünyasında yankı bulan, yazarın 1970 yılında kaleme aldığı “Beyaz Gemi”, daha çok bir çocuğun bakış açısıyla yazılmıştır. Kitapta annesi ve babası terk etmiş olan bu çocuğun, dedesi Müminden başka kimsesi yoktur. Mümin son derece iyi, vicdanlı ve çalışkandır. Birinci eşinin vefatından sonra bir evlilik yapar ve ikinci eşiyle beraber yaşamaya başlar. Kitapta ne yazık ki bu kadının ismine yer verilmemiştir ve “nine” diye konuşmaları okuyuculara aktarılır. Nine, son derece kibirli, sürekli yakınan ve öksüz çocuğa zerre kadar iyi davranmayan bir kadındır. Mümin’in bu kadından önce üç tane kızı vardır bunlar; Bekey, Gülcemal ve öksüz kalan torununun annesi. Kitapta anlatılana göre torununun annesi, kendi çocuğunu terk edip şehire yerleşmiştir. Burada kendisine yeni bir aile kurmuştur. Çocuğun babasına gelecek olursak bir gemi de çalışmaktadır. O da tıpkı eski eşi gibi bir aile kurmuştur kendisine. Yani anlayacağınız herkes kendi ailesini kurmuşta bir tek bu çocuğu, o ailenin içine dahil edememişler.
Mümin dedenin son derece kibirli, her şeyi bildiğini sanan ama aslında hiçbir şey bilmeyen bir de damadı vardır adı Orozkul’dur. Bu damat adeta bütün aileye hayatı zindan etmeye gönderilmiş, insan olma evrimini tam anlamıyla tamamlayamamış, kaba saba bir adamdır. En çok uğraştığı kişiler ise çocuk, Mümin dede ve eşi Bekey’dir. Orozkul eşi Bekey’in çocuğu olmadığı için sürekli “kısır karı” diye nitelendirdiği, dayaktan gözünü açtırmadığı ve sayıp sövdüğü bu kadına güç gösterisi yaparken bir yandan da karın tokluğuna yanında çalıştırdığı Mümin dedeye sözlü olarak sürekli saldırı da bulunur. Çocuğa gelecek olursak onun zaten bu ailede yeri yoktur. Annesi ve babasının bakamadığı bir çocuğa onlar mı bakacaklardı? En azından Orozkul ve çocuğun üvey ninesi böyle