Edebiyatçının içinde yaşadığı toplumla kaynaşması, bulvarda aşağıdaki gibi gerçekleşmekteydi. Edebiyatçı, karşısına çıkacak ilk olay, espri ya da söylenti için bulvarda hazır bekleniyordu. Meslektaşlarıyla ve sokaktaki adamla ilişkilerinin ağım bulvarda örüyordu ve rüküş kadınlar giyinme sanatından ne ölçüde bağımlıysalar, edebiyatçı da bu ilişkilerin sonuçlarını o kadar gereksiniyordu.
Burayı Okuduğumda Yıldız Kenter’in repliği aklıma geldi
"Gerçekte olduğun kişi ol ve yaşamak istediğin gibi yaşa.Önceliklerini göz önüne alarak kâseni; her bir büyük taşı, her bir çakıl taşını, her bir kum tanesini özenle seçerek doldur. Eklediğin her bir ögenin, geri kalanlardan daha ağır bastığından emin ol. En önemli ilk taşı seç; sonra, Birinci taşı asla ikincisine feda etmeyes eğim, diyeceğin ikinci taşı koy ve son kum tanesini de koyuncaya kadar aynı şekilde devam et. Ama ne istediğine dikkat et, zira isteklerin gerçekleşebilir!"
Sayfa 64
Alıntı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu dehlizlerdeki eğim, tek yol göstericidir.
Sayfa 511 - Cilt 2·Kitabı okudu
Tarihte 16 ve 20. yüzyıllar arası bilimde erkek egemenliği dönemi olarak bilinir. Kadınların yaptığı bilimsel araştırılmalar genellikle görmezden gelindi ya da ciddiye alınmadı. Orta Çağ’dan başlayarak 19 yy. sonlarına kadar kadınların bilimsel çalışmaları üniversite, dernek ve meslek kuruluşları tarafından kabul edilmemiş ve buna neden olarak da kadınların bilimsel eğitim almamaları gösterilmiştir. Oysa bu durum kadınların seçimi değildir. Erkek egemen toplum, kadını eve hapsetmek ve ailenin yükünü üzerlerine yıkmak için, Antik Yunan’dan kalan, kadınların akılca erkeğe göre eksik oldukları, bu nedenle bilimsel eğim alamayacakları görüşüne sığınmaktaydı. Bu kitapta yer alan kadınların hayat hikâyesinde görüldüğü üzere, kadınlar tüm imkânsızlıklara rağmen erkekler kadar çalışmış ve bilimsel keşiflerde bulunmuşlardır. Kadın olmanın getirdiği çok yönlü ve detaylı düşünme, sabırla zorluklara katlanma yetenekleri erkek bilim adamlarının çok işine yaramış, kadınlara derleme, sınıflama, kayıt tutma gibi zaman alan ve tutarlılık gerektiren görevler verilmiştir. Kadınların yaptıkları çalışmalar 20. yüzyıldan itibaren tanınmış ve onurlandırılmaya başlanmıştır. Buldukları canlı türleri kendi adlarına kaydedilmiş, isimlerini yaşatmak için burslar verilmiş, heykelleri dikilmiş, üniversitelerde bölümler açılmıştır. Pek çok kadın, yaşarken hak ettiği saygıyı yıllar sonra kazandı ve kendilerinden sonra gelen kadın, erkek bilim insanlarına ilham verdi.
Eğer bireyler değişebilirse, dünyanın gidişatı da değişebilir. Bu, sürdürülmeye değer bir umuttur.”
Sayfa 25 - OkuyanUs Yayınları
Psikoloji
Cem Mumcu’yla başlamak;
“İnsan, özünde zorlu bir hikâyenin kahramanıdır ve yaralı da, eksik de olsa, hata da yapsa kahramandır. Yoklukla malul bir varoluşun içinde olmanın ağır yükünü -hem de yokluğa doğru- taşıyan bu kahraman hikâye-sinin bir kısmını kendi yazar. Kendisinden önce yazılan kısmını yok sayamadığı için hikâyeyi hem yazar hem de ona dahil olur. "Kendi" olmayan ve şimdi olmayanı üzerinden atıp kendi yoluna düzülmekte zorlanır. Yaşamı anlamlandırmak ve hikâyeyi "kendi"nin kılmak ister. Üstelik "eksik" başlamıştır ve uzun bir süre neredeyse çaresizdir. Ona tarif edilmiş kahramanla yaratacağı kahraman arasında hem büyük hem belalı bir mesafe vardır. Çoğu zaman olmak istediğini seçemez, bilemez bile.”
Sayfa 13 - OkuyanUs Yayınları
Psikoloji