Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün bu kitabı herkese önermesi incelemememi lüzumsuz kılacak kadar öz olsa da ekstradan üzerine konuşulmayı hak ediyor.
Kitap, şuan gelişmiş ülkeler arasında varsayılan Finlandiya'nın en dipten nasıl tepelere çıktığını kimi zaman tarihsel olgularla kimi zaman hikâye biçimiyle sunuyor bize.
Bahsi geçen Finlandiya'nın gördüğü uçsuz bucaksız bu dip ise sadece fakirlik ve fırsat yoksunluğundan ibaret değil.Asıl sorun yozlaşmışlığı kanıksamış toplum yapısında—kendi zihnine kafes kuran insanlarda.
Ülkede hastalıklar kol geziyor, topraklar fazlasıyla verimsiz, olumsuzlukları "Olacağı var da olmuş. Bunlar Tanrı'nın bir cezası!" diye çaresizce normalleştiren bir toplumdu Finlandiya başta.
Peki ne değişti? Mucizeler mi oldu? İktidar mı değişti? Hiçbiri olmadı.
Finlandiyalılar, devletin sorunları halının altına süpüren tavırları karşısında gerçeğin farkına vardı:Milleti, milletin kendinden başka kimse kurtaramazdı. Aradıkları cesaret, orda burda değil damarlarında akan asil kandaydı.
Fakat bir şeyin kanaatine varmış olsanız bile harekete geçmek zordur. İnsan, doğası gereği yalnız olmadığını bilmek ister. İtici bir güç ararlar. Ve tam bu raddede Johan Vilhelm Snellman devreye giriyor.
Snellman, harikalar vaat eden bir kurtarıcıdan ziyade bir uyarıcı niteliği görmekte.Öyle ağım şağım biri değildir kendi, birkaç gün öncesine kadar halktan bir insandan ibaretti.
O, eğitimi, dili, milli kimliği toplumun belkemiği olduğunu sık sık telkin etti karanlığa batmış bu millete.
Telkin edişi, basit masa işlerinden ibaret olmadı. Aksine halkın düşünme biçimini dönüştürecek şekilde yaptı.
Biraz önce bahsettiğim tüm o hastalıklar, halktan bir doktorun gezileriyle son buldu, topraklar çiftçinin eliyle şenlendi, eşitlik halktan seçilmiş bir liderin insanları