Bazen,
göğsümün tam ortasında görünmeyen bir kafes taşıdığımı düşünüyorum;
demirden yapılmış değil,
başlayıp da yarım bıraktığım cümlelerden,
cesaret edemediğim adımlardan,
her gece zihnimin içinde birbirine dolanan ihtimallerden örülmüş bir kafes.
İçindeyim.
Anahtarını da
kilidini de
ellerimde tuttuğumu biliyorum.
Ama hangisinin hangisi olduğunu
bir türlü seçemiyorum.
Yürümek istiyorum.
Öyle herkesin alkışlayacağı yolları değil;
yalnızca ardıma dönüp baktığımda
"işte buradan ben geçtim" diyebileceğim bir iz bırakmak istiyorum.
Fakat her başlangıcın eşiğinde
içimde benden daha yorgun biri beliriyor.
Kolumdan tutuyor.
Henüz düşmemişken
yenilmişim gibi omzuma dokunuyor.