Efsaneye göre Troya'da hüküm süren kral so­yunun atası Dardanos, Tanrı Zeus'un bir oğludur. Dardanos , Çanakkale'den biraz ötede hüyüğünü oto­büsle geçerken gördüğümüz Dardanos şehrini kur­muş. Dardanos'un Tras isminde bir oğlu varmış, to­runu İlos ise Simois ile Skamandros'un birleştiği yerde bir şehir kurmuş. Bu şehre Troya (yani Tros'un şehri) veya İlyon (İlos'un şehri) denmiş. İlos'un oğlu Laomedon sözünde durmayan dü­zenbaz bir kralmış. Troya'nın başına gelen ilk fela­ketler hep onun yüzündendir. Laomedon'un tanrı­larla ahbaplığı varmış, öyle ki, sığır ve at sürülerini İda dağının yeşil yamaçlarında otlatmağa Apollon'u memur etmiş. Ama Laomedon tanrının bu hizmetini karşılıksız bırakmış. Bu küstahlığı yetmiyormuş gi­bi, Troya surlarını yaptırdığı deniz tanrısı Poseidon'a kızmışlar ve ceza olarak Apollon şehre bir veba sal­gını, Poseidon da bir deniz canavarı salmış. Bir yan­dan hastalık insanları kasıp kavururken, öte yandan da canavar karaya çıkıp önüne gelen insan veya hay­vanı parçalar yermiş. Kahinler bir araya gelip bu afetlere çare aramışlar. Sonunda krala, kızı Hesione'yi Poseidon'a kurban etmesini salık vermişler. Hesione bir kayaya bağlanıp korkunç canavara yem olacaktır. Ama o anda Herakles çıkagelir. Güçlü yiğit, kızı kurtarmağa ve canavarı öldürmeğe söz verir, karşılık olarak da kralın kendisine Apollon'un İda dağında otlattığı atları vermesini ister. Laomedon peki der. Ama kızı Hesione sağ-salim eline geçince ge­ne sözünü tutmaz . Ama bu sefer sondur. Herakles Yunanistan'a dönüp yiğitlerin en ünlü, en güçlü kuv­vetlilerini bir araya toplar. Hep birden Troya'ya sefer ederler. Laomedon'un surlarını yıkarlar ve kendisi­ni oğulları ile birlikte öldürürler. Yalnız en küçüğü Priamos kurtulur. Ablası Hesione'nin yalvarmaları üzerine yiğitler onu esirger ve
Sayfa 21·Kitabı okuyor
Hep “Elinizdeki babaya şükredin, dünyada onun gibisi az bulunur” derdi. 
Reklam
"Seni evlendirelim oğul, bu memlekette bekâr durulmaz!"
Alıntı
"Oğul," dedi, "gençlikte ne de olsa çekilir. Sen ihtiyarlıkta gör soğuğun ne olduğunu."
Sayfa 110·Kitabı okuyor
Söyleneni boyuna kendi dilinize çevirmek, söylediklerinizi boyuna açıklamak, hem de enine boyuna açıklamak zorundaydınız; anlamamak ya da anlaşılmamak, deliyi akıllıdan, akıllıyı ahmaktan, genci yaşlıdan, hastayı sağlıklıdan ayırt edememek cehennem azabı değil de neydi? Babalar baba değildi, oğullar oğul. Gündüzleri kendi kendinize konuşmak geceleri kendinizi ikna etmeye çalışmak zorundaydınız. Saul Bellow
Sayfa 100·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam