keten elbisenin içinde dantelli yatak örtülerini sıkarak ve kabilelerin yazdığı bitkisel tarifleri uygulayarak evde yatağımda kocamın kulağına ezan okuyup adını zührap koyduğu bir oğul doğurma fikri kulağa hoş geliyor. kutlu su demekmiş. sohrab isminin rumelideki versiyonu. firdevsi'nin 60 bin beyitli şehname destanından iranlı savaşçıların en güçlüsü zaloğlu rüstem'in kendisi gibi güçlü bir savaşçı olan oğlunun adı. babası oğlunu hiç görmediği için bilmeden öldürüyor üstelik oğlu babası hükümdar olsun diye savaşırken. erkeklerin babalarıyla savaşları büyüktür ama ben böyle bir durum yaşamasını istemem. ben gürcü aktör zurab kipshidze'nin gençliğini yakışıklı bulduğum için ona benzesin diye koyacağım. tabii zaloğlu'nun oğlu gibi güçlü bir lider de olabilir
Duygu ve Düşünce
Gülümse:)
Doğarken gülümse Acıyı tatmamış yüreğinle Bir siyah bir beyaz Gök ırgalansın… Büyürken gülümse Çağlayanlar gibi Bir erguvan renginde bir yeşil Ufuklar çalkalansın… Severken gülümse Rıza diye, tiryak diye Bir pembe bir sarı Sevgin yarınlara dal-budak salsın… Daha çok gülümse pîrliğinde Süzülmüş oğul balı renginde Bengi-su tadında Taşlar topraklar sevdalansın… Hep ileriye bak gülümse Her zaman sevgiliyle birlikte ol Vuslat renginde Taş-toprak hülyalara dalsın… Ölürken gülümse Tazele aşkını son nefesinde Birazcık gözyaşı bulunsun sesinde Gökyüzü hep ıslak mavi kalsın… Bahaettin Karakoç
Şiir
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Yokluğuma hiç üzülmez misin?" "Hiç üzülmem,"dedi. "Gidersem gözlerin aramaz mı beni?" "Aramaz." "Kalbin özlemez mi beni?" "Hiç özlemez." "Gitmemi çok mu istiyorsun?" "Hem de çok." "Ben seni çok özlerdim, baba." > Kitap Alıntısı
Kitap Alıntısı
Türkçe okuyup Kürtçe tercüme ettiğim kitap
Sene 1994... İlkokul 3. sınıf öğrencisiyim. Büyük bir coşkuyla kutlanan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı'nda birçok gösteri ve yarışma düzenlenirdi. Hiçbir ulusal ve dini bayram bizi "23 Nisan" kadar heyecanlandırmazdı. Biz çocuktuk, 23 Nisan ise çocuk bayramıydı. İlkokul 3. sınıf öğrencisiyken, düzenlenen yarışmalardan birinde (yumurta yarışı) ikinci olmuştum ve sınıf öğretmenim ödül olarak bana bu kitabı vermişti. Birinci olan arkadaşıma ise pastel boya seti verilmişti. Diğer çocukların hepsi pastel boya ödülünü alan arkadaşın etrafında toplandı. Bu çok ağrıma gitti ve ağlayarak eve döndüm. Tabii bana verilen ödülün daha değerli olduğunu çok sonradan öğrenecektim. Eve varınca kitabı gelişigüzel bir kenara attım ve kanepeye uzanıp tamamen rahatlayana kadar ağladım. Başımı kaldırdığında babaannem (Huzur içinde uyusun) tepemde duruyordu, elinde o kitap vardı. "Bana bu kitabı okur musun oğul," dedi, bazı sayfalardaki resimlere bakarak. "Güzel bir hikâyeye benziyor." Kitabı Türkçe okuyup babaanneme Kürtçe tercüme ettim. Babaannem beni can kulağıyla dinledi. Ona tercüme ederken bazı yerlerde çok heyecanlandı ve heyecanını belli etti, bazı yerlerde güldü, mutlu oldu. Babaannem hikâyeden bir şey anladı mı bilmiyorum ama ben hiçbir şey anlamamıştım. Birkaç gün sonra kitabı tekrar okudum. O benim okuduğum ilk kitaptı. Kaç defa okuduğumu hatırlamıyorum ama tamamını ezberlemiştim. Öğretmenime kitabı ezberlediğimi söylediğimde, şaşırarak Neden böyle bir şey yaptığımı sordu. "Çünkü çok güzel" dedim sadece. Öğretmenim ertesi gün bana Dede Korkut setini getirdi. Bunu nasıl anlatayım bilmiyorum! Tabiri caizse, çölde bir bardak su ararken, su kuyusuna rastlamak gibi bir şeydi. Benim kitap okuma alışkanlığım böyle başladı. Peki sizin?
1000Kitap
“Biliyor musun Sebastian, bazen Tanrı’yı hiç anlamıyorum. — Tanrı mı efendim? Hangi Tanrı? — O ne demek öyle Sebastian? Kaç tane Tanrı var ki? — Bilmiyorum efendim. Sizce kaç tane var? — Elbette bir tane var Sebastian. O da bildiğimiz Tanrı. Hani şu adaleti sağlayan. — Adalet mi efendim? Hangi adalet? — Yeryüzündeki ve öteki dünyadaki adalet elbette Sebastian. — Efendim, beni affedin ama ben yeryüzünde adalet göremiyorum. — Saçmalama Sebastian. Elbette yeryüzünde adalet var. — Bence yok efendim. — Neden böyle düşünüyorsun Sebastian? — Çünkü eğer yeryüzünde adalet olsaydı efendim, fakir bir köylünün tek oğlu savaşta ölmezdi ve kralın oğulları da bugün hayatta olmazlardı. Çünkü o tek oğul, kralın oğulları rahat yaşantılarına devam etsinler diye öldü. — Saçmalama Sebastian! O fakirin oğlu, ülkemiz için öldü ve şehit oldu. Şehitlik, bir insanın ulaşabileceği en üst rütbedir. Krallıktan bile daha üstündür şehitlik rütbesi. — O zaman herhâlde kral hazretleri oğullarını ve hatta kendisini hiç sevmiyor olsa gerek efendim. — Neden böyle söyledin Sebastian? — Çünkü şehitlik gibi üstün bir rütbe dururken, sadece krallıkla yetinmeyi seçiyor da ondan efendim. — Seni anlamıyorum Sebastian. Ne söylemeye çalışıyorsun? — Sadece gerçekleri efendim. — Sen delirmiş olmalısın Sebastian. Tanrı sana akıl versin. — Hangi Tanrı efendim? Adalet dağıtan mı? Yoksa bunca adaletsizlik karşısında kılını bile kıpırdatmayan mı? — Ne saçmalıyorsun sen? Sadece bir tane Tanrı var. Tanımıyor musun onu? — Ne yazık ki tanıdıklarımın içinde hiç Tanrı yok efendim. Zaten fazla bir tanıdığım da yok. Yan köşkün uşağı olan meslektaşım Filip, bizim köyün nalburu Moris ve bir de savaşta tek oğlu ölen şu zavallı köylüyü tanıyorum efendim. Ama hiç Tanrı tanımıyorum. Siz tanıyor musunuz?” ~ Charles Bukowski / Pis
Buğday tanesinin bütün vitaminleri, enzimleri, mikroelementleri oğul cukta, kabukta ve kabuk altında yer alır. Tanenin merkezinde ise sadece "derin uyku halindeki" nişasta vardır. Buğday ıslanınca, su, enzimleri eriterek, mikroelementleri ve vitaminleri canlandırır ve nişastaya akıtır. Enzimler nişastayı hafif şekere çevirerek, oğulcuğa gönderir. Oğulcuk harekete geçer, filiz çıkarır ve hayat başlar. Enzimlerin buğday kabuğunun içinde hapsedilmesinin ve nişastanın uyku halinde tutulmasının hikmeti enzimlerin nişasta ile karışmaması, buğdayın zamanından önce filizlenmemesi ve yüzyıllarca bozulmadan saklanabilmesi içindir. Dolayısıyla, buğdaydan un yaparken, kabukları (kepeği) eleyerek atmak ve sadece ağır ölü nişastayı un olarak kullanmak cahillikten başka bir şey değildir. Peygamberimiz (s.a.v.) buna asla izin vermezdi. Sehl İbni Sa'd (r.a.): "Resulullah'ın (s.a.v.) vefatına kadar, ne beyaz ekmek, ne de elek gördüm" demiştir. Aidin Salih Gerçek Tıp
Sağlık

İbrahimova

@Ibrahimova_
·
Vaktiyle buğdayların kabuğu, una dahil edilir ve ekmekler, böyle bir undan îmâl olunurken, kabuğu ayıklayıp hâriçte bırakarak beyaz, filitre ekmek îmâli Dünya'da yahudi icadıdır. Her yahudi icadı gibi, bunun altında da bir hinoğlu hinlik yattığından şüphe edilmemelidir.
Alıntı