Aklından şüpheye düşmek üzereydi. Gökyüzündeki bir yıldıza bakıp gülümseyen bir yüz görmek normal olamazdı. Ama bir yıldız da her zaman bir insana gülümsemezdi. Kader gülümsediği zaman çok sevinmemeyi; kader gürlediği zaman da çok üzülmemeyi bilenlerdendi. Uyanmakla rüyanın içine daha da dalmak arasında bir anlık tereddüt etti. "Uyan-" / "-ma sakın!" Gönlü, gülümsemeyi takip etmekten yanaydı. Ve tercihini pekiştiren o soruyu duydu:
"Anlatayım mı sana?"
Sorunun içeriğini düşündü. Neyi anlatacaktı? Beklediğinin niçin gelmediğini mi?
Albert'in senin kocan olması ne anlama geliyor? Koca! Bu dünya içib bir tanımlama olabilir - ce seni sevmem, seni onun kollarından kendiminkine çekmem bu dünya için günah mı peki? Günah? Tamam, bunun kefaretini ben öderim; onu ben tüm hazzıyla tattım, bu günahı, yaşam iksirini ve gücünü içime çektim. O andan itibaren benim oldun. Benim, ey Lotte! Ben önden gidiyorum! Baba'ma (Yaratıcı) gidiyorum, Baba'na gidiyorum. Ona yakınacağım, sen gelinceye kadar beni avutacak, sana doğru uçup, sana dokunup Sonsuz Olan'ın gözü önünde ebediyete kadar kucak kucağa seninle kalacağım.
O uğursuz insanların arasında bana tek kelime bile edemediğin, elimi bile sıkamadığın için gönderdiğin çiçekleri anımsıyor musun? Ah, onların önünde gece yarısına kadar diz çöktüm, senin aşkının mührüydü onlar benim için. Ama ah, kutsal ve görünür işaretlerle Tanrı'sının kendisine fazlasıyla sunduğu lütuf duygusu, inançlı birinin ruhunda zamanla nasıl azalırsa, bu duyguşar da gelip geçti.