Şuan bu kitabı okuyorum bu kitabı nasıl anlatmaya başlasam diye kelimeler bulamıyorum o kadar güzel bir kitap öncelikle yer mekan olarak inceleyelim kitap Sasanilerin,Perslerin,İranlıların,Sogdlarin,Arapların ve Türklerin zamanında yazılmış peygamber efendimizin (sav) tevhid inancını yaymaya başladığı zaman diliminde geçen bir kitaptan bahsediyoruz.Olay ise şöyle gelişiyor BETAFANLARIN kabile şairi dilsiz şair ZEYD ve GALLAKLARIN kabile şairi TULEYLE arasında geçip, ŞAHIKLERİN güzel mi güzel, şiirden bile daha güzel olan SARA için cenk ettikleri ,kazananın SARA ile evleneceği bir durum ile başlıyor. Diğer yandan Hz. Muhammedin (sav) 50 yaşlarında olduğu Kuran-ı Kerim-i anlatmaya çalıştığı bir zaman diliminde ve Kuran-ı Kerim-in bir şiir olduğunu söyleyen cahiliye dönemindeki insanları anlatan bir kitap bunu soylerken su ayeti kerime aklima geldi
"Eğer kulumuz (Muhammed)a indirdiğimiz (Kur'ân)den şüphe içinde iseniz, haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah'tan başka güvendiklerinizin hepsini çağırın; eğer doğru iseniz."
"Yok yapamadıysanız, ki hiçbir zaman yapamayacaksınız, o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan, inkârcılar için hazırlanmış ateşten sakının."
Bu ayeti kerime kafirlere adeta meydan okumaktadır ve bunun bir şiirden elbet üstün olduğunu gösteriyorlar zaten Bunu TULEYLE de biliyordu BETEFANLARIN şairleri de biliyordu çünkü şair olanlar sözden kelâmdan anlayan edebiyattan anlayan ravilerdir.
Bu kitap ayrıca benim şiir yazmama da vesile oldu bunu hesabımda paylaştım kitapta ise en sevdiğim alıntı
"VE SEN SARA BIR ŞIIRSIN BIR SAIRIN UĞRUNA OLMEYI GÖZE ALACAĞI TEK SEY"
Bu cümle benim duygularıma tercüman oluyor.
Bu kitap için sizlerde en ufak okuma isteği uyandirdiysam ne mutlu bana okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum sağlıcakla kalın 🤗
Küçük bir çocukken yaşadığım Anadolu şehrinde onlara bölgesel şiveyle maacirler yani muhacirler derlerdi. Orta öğretimim için İstanbul'a geldiğimde isimleri Bulgaristan,Yunanistan,Yugoslavya ve Balkan göçmenleri oldu. Akrabalarımız vardı, bir çok tanıdığımız aileler vardı içlerinde. Aile büyükleri çocukluklarının, gençliklerinin geçtiği o güzel yerleri büyük bir üzüntü ve özlemle anlatırlardı. O dönemdeki çocukluğumun verdiği bilmezlikle onları dinlerken hiç duygulanmazdım. Sadece dinlerdim. Onların içlerinde kopan fırtınaları nereden bilebilirdim ki ? O çocukluğumla onları nasıl anlayabilirdim ki ? Maalesef o insanların hiç biri bugün hayatta değil.
Bu kitabı okuduğumda öncelikle kitapta yazılanların benzerini yaşamış olan o insanları hatırladım. O günlerde anlatmış oldukları olayları, yerleri, bahsettikleri yaşantılarını hatırladım. İnanın bana o kadar üzüldüm ki. Keşke bu kitabı o insanlar hayattayken okumuş olsaydım diye düşündüm. Keşke onlar şimdi hayatta olsalardı da, yüzlerine ''sizi çok iyi anlıyorum, çektiğiniz acıları hissedebiliyorum, doğduğunuz toprakları terketmek zorunda kalmanın verdiği ızdırabı biliyorum , acınızı paylaşıyorum'' demeyi o kadar çok isterdim ki. Ama maalesef buna artık imkan yok.
Bunları size anlatmamın sebebi bu kitabın içinde yazanların beni üzdüğü kadar, o insanları, o günlerde anlayamamamın daha da çok üzdüğünü bildirmekti.
Kitapta, tarihe 93 harbi diye geçmiş olan Osmanlı - Rus Savaşında yaşanan göç olayları anlatılmaktadır. Romanya'nın Tulça şehrinden hareket eden kadın, çocuk, yaşlılar ve daha ergenliğe yeni girmiş delikanlılardan oluşan büyük bir kafilenin Rus işgalinden kaçarak Edirne ve İstanbul'a geliş öyküsü anlatılmaktadır. Bu öyle bir öykü ki her türlü tehlikeyle savaşarak yapılan bir yol öyküsü. Bir yandan Rus
Tavsiye üzerine okuduğum bir kitap. Farklı bakış açılarını içinde barındırıyor. Biraz savunmacı ve koruyucu yaklaştığını söyleyebilirim. 20-40 yılları arasında hatalar olduğunu söylüyor. Fakat bu hataları ya ittihat terakkinin sonucu olarak görüyor, ya da hataları ismet inönüye havale ediyor. Sanırım kitabın yazıldığı 1989 yıl ancak buna müsait idi. Şu da bir gerçek ki padişahlar şu an kanunlarla korunmuyor.