Bir karikatürdeydi galiba, eleman çakır keyif halde yanında kendinden arta kalır yanı olmayan arkadaşına şöyle diyordu; " Abi mal bu Amerikalılar ya. Mehtaba çıkmak için o kadar paraya, masrafa ne gerek var. Bak biz iki tek atıp her akşam çıkıyoruz mehtaba." gülüşürler. Ve bir ağızdan başlarlar meşhur şarkıyı dillendirmeye;" Biz her gece Heybeli'de Mehtaba çıkardık."
Kitabın kapağında -tahminimce aya çıkmış-, atlı bir astronot, bir ilköğretim Türkçe kitabı ve galiba Orhun yazıtlarından bir parça mevcuttu. Bu resim dahi çok şey anlatma gayretindeydi. Zengin, çok eski ve güçlü bir geçmişe sahip olan Türkler kendilerinin olan araçları hiçe sayarak, kültürlerinden utanarak, tamamen batı hayranlığıyla, Atatürk'ten sonra yükselme hedeflerini unutmuş, zar zor ayakta durma derdindeydi. Kendi öz benliğinden, bir sömürge anlayışın içine itilmiş ve çırpınma gayreti bile göstermeden kurtuluşu, çağın teknolojik ve ekonomik gücünü elinde barındıran dünün - ve hatta bugünün - sömürge efendilerinin yaptıklarını yaparak, onların dilini konuşup, onlar gibi yaşayarak sürekli kendini ve geçmişini kötüleyip bunu bir kompleks(Alınganlık) durumuna getirerek, aramak gayretindedir.
Oktay Hoca geç tanıştığımız (Ki hala gerektiğince tanınmamıştır.) ömrü büyük başarılarla geçmiş, genç yaşta akademik olarak imkansızları yıkmış, Anştayn gibi büyük bilim insanlarıyla adı anılır hale gelmiş, yurt dışındaki bunca başarısına rağmen doğduğu toprakları unutmamış, oraların kurtuluşu, gelişmesi ve yükselmesi adına kafa yormuş, yol göstermeye çalışmış, bir memleket sevdalısı.
Bye-Bye Türkçe kitabı, Türkiye'nin hali hazırdaki durumunu eleştiren bir rüya bölümüyle açılır ve Türk dilinin önemi üzerine tarihsel, siyasal, coğrafi yargılara dayanarak uyarılarda bulunur. Yabancı dillerin istilasına savaş