"Ben altı ay vatanperverlik taslayım, yedinci ay büyük bir adam olmazsam bana yuh çekin!
Siz ne söylüyorsunuz be? Türkiye'de namus mu? Ahlak mı? Bana sorun, bana..."
"Mahzun gönül! Sükût et! Güneş bulutlar arasında da neşr-i envar eder. Şikâyeti bırak! Senin bahtın da herkesin bahtı gibidir: Her hayatta fırtına saatleri, kederli, mazlum günler olmak gerek!"
Fakat bunun yanında sokak palavracılığı, kuru sıkı kabadayılık ve demagogça atıp tutmalar da bir çeşit İttihatçılık demekti. Devlet ve hükümet işlerinde lâubalilik, millet arasında münafıklık, zulüm de, vahşet de bir çeşit İttihatçılık demekti.
Gerçi, İttihat ve Terakki her şeyi gibi milliyetçiliği de inhisar altına almıştı. Lâkin temsil ettiği ruh, gösterdiği anlayış hiç de millî değildi.
Ey millet, birçok şeyler verdiniz, büyük sıkıntılara katlandınız, ama dostun düşmanın hayran olduğu bir sırça köşk elde ettiniz. Onun azameti, onun parlaklığı yanında 3-5 çuval ekin, 4-5 davar nedir ki? Biz sizin şanınız, şerefiniz için çalışıyoruz, sizin iyiliğinizden başka bir şey düşünmüyoruz. Bakın, bugün getirip bıraktığınız koyunların bile hepsini yemedik, boğazımızdan kestik, bir kısmını size geri vereceğiz. Bütün koyunların kelleleri halka dağıtılsın!