Şam, tarih boyunca bir ilim merkezi olmuştur. Eski medreseler yanında 19. yüzyıldaki eğitim reformu ile "İdadiye" ve ''Askeri İdadi" gibi bazı okullar burada da kurulmuştur. İlk üniversite olan "Darulfünun-ı Osmani" İstanbul'da açıldığında Beyrut, Selanik, Konya'da hukuk yüksekokulu ve Şam'da da bir tıp fakültesi açılmıştır.
— 1 —
titrek bir mum alevinin
havaya bıraktığı bulanık bir is
ve yollara dökülen göz gözü görmez bir sis
değildik biz
bir genç kızın çeyizlik elişiydi
ve gerdek gecesindeki bir gelin gibi dişiydi
yalın yürek üzerinde koştuğumuz deniz.
beni yaşamımla sorgula
iki gözüm
beni yüreğimle
beni özümle.
bilimle anla beni tarihle yargıla.
— 2 —
bir gece şafak sökmeden asılacağım:
bal değildir
ölüm bana
idam gül değildir bana
geceler çok karanlık
gel düşümdeki sevgilim
ayışığı yedir bana.
duygu bana
öykü bana
yaşadığım her saniye
Araplar geniş bir imparatorluk feshetmiştir. Ama onu koruyamadılar, çünkü bir ülkenin yönetimini düzenleyen, yollar inşa eden, okullar, sanayiler kuran çabalardaki sebat onlarda eksikti.
“Bir ülkenin insanlarını kendi kültürel köklerinden koparmanın, bağımlılığını artırmanın en önemli yolunun dil bağımlılığı yaratmaktan geçtiği artık bilinen bir gerçek. Üstelik bu yöntem hiç de yeni değil. Ta Romalılar devrinden bu yana geliştirilerek kullanılıyor. Kurtuluş Savaşı sırasında Osmanlı’nın başına olmadık belaları açan misyoner okulları bizlere bu gerçeği tam da yerinde ve pratik olarak hatırlattı ama ne yazık ki çabuk unutuldu. O zamanlar çoğu kapatılan bu okullar, Cumhuriyet’in 1950’den sonraki döneminde yeniden itibar görmeye başladı ve Amerikancılıkla birlikte bir İngilizce eğitim furyası daha başladı. Oysa en fazla beş yüz yıl geçmişi olan İngilizce aslında beş kadar dilin kuralsız ve rasgele karışımından oluşmuş bir lisan. Öyle ki dil bilimcilere göre yeni kelime ve terim türetme yeteneğine bile yatkın değil. Böyle olmasına rağmen 1953’lerden itibaren İngiliz ve Amerikan gizli teşkilatlarının Türk milli eğitimine el atmasıyla eğitim dilinin İngilizce yapılması gündeme geldi. Profesör Sinanoğlu’nun deyimiyle “En sinsi ve en tehlikeli sömürgeleştirme oyunu” sahneye kondu.