(...)"Aceleye gerek yok. Göz kamaştırmaya gerek yok. Kendinden başka biri olmaya gerek yok. Hepimiz cennete gidiyoruz, (...) başka biri değişle hayat nasıl da güzeldi, meyveleri nasıl da tatlıydı, bu kin ya da şu tasa nasıl da önemsizdi, dostluk ne hoştu, benzer insanlarla olmak ne hoştu, insan güzel bir sigara yakıp pencere kenarındaki koltuğun minderlerine gömülürken..."
Gözleri çevreleyen yorgunluk çizgileri, ağızdan aşağıya doğru inen hoşnutsuzluk çizgileri, karınla kalçalar lastik kaplara sıkıştırılmış. Ve ağızdan soluk soluğa, gözler dalgın; güneşten, rüzgardan ve tozdan topraktan hoşlanmıyorlar, yemek ve yorulmak istemiyorlar, onları çok seyrek ve az süre için güzelleştiren ama daima yaşlandıran zamandan nefret ediyorlar...
Martin bir arptı; bildiği tüm hayat ve bilinci o arpın telleriydi ve müzik bir sel gibi tellerin üzerine dökülüp onları anılar ve düşlerle titreştiren bir rüzgardı. Martin sadece hissetmiyordu. Algılar ve duygular biçim, renk ve parlaklıkla donanıyor, hayal gücünün yettiği kadarıyla yücelmiş ve sihirli bir biçimde ete kemiğe bürünüp somutlaşıyordu. Geçmiş, şimdiki zaman ve gelecek iç içe geçiyordu; Martin, coşkulu serüvenlere atılarak, kızı asilce, kahramanca davranışlarıyla yücelterek ve onunla birlikte, onu elde ederek, onu kollarıyla sarıp zihninin hükümranlıklarında uçururcasına gezdirerek bu geniş ve sıcacık dünyanın dört bir yanında salınıp dalgalandı...
"Eğer hayat bir sıra içinde yaşanıyorsa, lütfen önümde yürü ki hep seni izleyebileyim;
Eğer hayatın yolu yan yana iki şeride ayrılıp bölünmüşse,
Elimi tut ki, insanların yaşam denizinin içinden geçerken
Sonsuza dek benim olasın."