Gözleriniz, kulaklarınız tıkalı olarak kendinizi akıntıya bırakmışsınız; ne sulardan yükselen kayaları görüyorsunuz ne de bu kayaların dibinde kaynayan buruntuları duyabiliyorsunuz. Ama elbet siz de -mim koyun bu sözlerime- bir gün ırmağın kayalık bir geçidine geleceksiniz. Burada yaşantınızın tüm akışı altüst olacak, köpükler, uğultular içinde keşmekeşe boğulacak. Ya yaşantınızın sivri uçlarına çarpılarak paramparça olacaksınız ya da yüksek bir dalga sizi yukarıdan aşırarak durgun sulara ulaştıracak...
Ansızın, her şeyin berisine, her nesnenin varolmayış noktasına doğru kayıp gidiyorum. Ben: bir etiket. Yüzüme koşut olarak bakışlarım içinde kendime dalıyorum. Her nesne başka, her şey başka. Bir yerde, bir göz. Kim gözetliyor beni? Korkuyorum ve sonra korkunun dışına atıyorum kendimi.
Yaşadığım anların, olduğum öznenin dışında nasıl girebilirdim zamana? Süre mumyalaşıyor, oluş olmuş bitmiş. Soluyacak, bağıracak zerre kadar hava yok artık. soluk yadsınmış, düşünce susuyor, zihin-ruh artık yok. Tüm evetleri çamura buladım, iskeletin parmağındaki yüzükten daha bağlı değilim dünyaya.