6/10
·210 syf.··
2026 16. kitabı
Kitap hakkında şöyle düşünüyorum (spoiler içerir) : Okurken çok fazla yerde duygulandığımı söyleyebilirim. Ölümlerin ardı arkası gelmiyor ve daha fazla ne olur dendiği anda daha da fazlası oluyor. - En çok erkek çocuklarının ölmesine üzüldüm - Sonra kızlarının çocuklarını doğururken ölmesine üzüldüm. Çok fazla ölüm vardı kitapta, hikayeyi anlatam ve yaşayan kişiye çok sabır diledim okurken. Yaşamı gerçekten zordu ama hiç isyan olmaması ve sürekli içlerinde umut barındırmaları çok hoş. Şahsen bende o kadar umut kalır mıydı emin olamıyorum. Şimdi düşününce kitapta çok fazla anlayış vardı, umut vardı, sevgi çok barizdi, anne kucaklayıcıydı, baba eve ekmek getirendi, anne aileyi birleştirendi, çocuklar neşeydi. Böyle bi kitaptı. Ayriyeten doğru mu düşünüyorum bilmiyorum kapaktaki 7 çizginin anne-baba- kız çocuk- erkek çocuk- damat - torun - öküz olarak yorumladım. Bence farklı bir yorum olmuş
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma
Puan vermedi·210 syf.··
2026 20. kitabı
Yaşamak mı hayatta kalmak mı? Yaşlı Fugui den Fugui nin hayatını okuyoruz. “Bu tavuklar büyüyünce kaz olacak, o kazlar büyüyüp kuzu olacak. Kuzular büyüyünce öküz olacak ve biz yine zengin olacağız.” Varlıklı ailesinin tüm malını kumarda yiyen Fugui bu sözle kandırıyordu hep kendini. Hayatta hiç çalışmamış olan Fugui, tarlalarda çalışmayı; çeşit çeşit yemeklere alışık olan Fugui aylarca aç kalmayı öğrenecekti. Çin in kaotik siyasal sistemi içinde halk açlıkla, fakirlikle mücadele ediyordu. İnsan yaşamı değersizdi. Yokluk, fakirlik Fugui ye ailesini sevmeyi, kıymetini bilmeyi, onlar için çalışmayı öğretti. Bazı insanlara bazı şeylerin kıymetini anlaması için en kıymet verdiği şeyin elinden alınması mı gerekiyor diye sordurdu kitap bana. Kitapta sadece Fugui nin yaşantısına tanık oluyoruz ama o dönem insanlarının neler yaşadığını, nelerle mücadele ettiğini de görmüş oluyoruz. Fugui, yaşlı Fugui olana kadar tüm sevdiklerini tek tek kaybediyor, tüm malvarlığını kaybediyor, yemeğeni, evini kaybediyor. Tüm kayıplarıyla Yaşlı Fugui oluyor. Peki bu “YAŞAMAK” mıdır yoksa “HAYATTA KALMAK” mı?
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bülent Akyürek’in Yırtıcı Mirası
Puan vermedi·528 syf.··
2026 27. kitabı
Bazı yazarlar vardır, edebiyatı bir sığınak değil, bir savaş alanı olarak görürler. 2026 yılının Şubat ayında aramızdan ayrılan Bülent Akyürek, Türk edebiyatının o dar ve steril koridorlarında elinde bir neşterle dolaşan, önüne çıkan her konfor alanını deşen bir "yeraltı" cerrahıydı. Onu anlamak için sadece kitaplarını okumak yetmez; modern dünyanın sizin için kurguladığı o kadife hapishaneden —faturanızdan, markalı ayakkabılarınızdan, "sen değerlisin" diyen o narsist fısıltıdan— bir anlığına başınızı çıkarmanız gerekir. Bülent Akyürek'in romanları, Türk edebiyatında yer altı edebiyatının en özgün ve sarsıcı örneklerinden biri olarak öne çıkar. 1969 doğumlu yazar, 17 yaşından itibaren yazdı.Erken dönem eserleri daha nihilist, yıkıcı ve bireysel çöküş odaklıyken, sonraki yıllarda modernite eleştirisi İslami bir perspektifle derinleşmiştir. Ne yazık ki, 2026 Şubat'ında aramızdan ayrılan Akyürek, son romanı Satılık Adam'ı (2025) 24 yıla yayılan bir emekle tamamlamış ve bu eserle yazarlık serüvenine çarpıcı bir nokta koymuştur. Bülent Akyürek’in edebiyatı, modern dünyanın pırıltılı vitrinlerine fırlatılmış ağır bir taş, alışılmış estetik değerlere yönelik yıkıcı bir saldırıdır. Onun romancılığı, sadece bir hikaye anlatma çabası değil; bireyin toplumla, teknolojinin insan ruhuyla ve konforun özgürlükle giriştiği amansız kavganın metne dökülmüş halidir. Akyürek, "her sözümü son sözüm gibi söylerim" diyerek her cümlesine bir idam mahkûmunun ciddiyetini ve mutlak ağırlığını yükler. Bu üslup, sokak diliyle harmanlanmış sert, ironik ve provokatif bir damardan beslenir. Geleneksel roman kalıplarını yıkan yazar, "yeni roman"ın öncü örneklerini verirken okuyucuyu bir konfor alanına davet etmek yerine, onu kütüphanesini yakmaya zorlayan bir hakikat arayışına iter. Estetiği, adeta
Satılık AdamBülent Akyürek · Ketebe Yayınları · 2025150 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
Çölün Ortasında Bir İsyan: Çöl Çiçeği ​Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatırsınız ama içinize oturan o ağırlık günlerce geçmez. Çöl Çiçeği benim için tam olarak böyle bir deneyimdi. Kitabı bitirip hemen ardından filmini izlediğimde göğsüme çöken o yumru, bana bu dünyanın acı bir gerçeğini tüm çıplaklığıyla gösterdi: Dünyanın her yerinde kadın olmak zor, evet; ama Afrika’nın, Orta Asya’nın o amansız coğrafyalarında doğduysanız, kadın olmak bir varoluş savaşına dönüşüyor. ​Kitap boyunca zihnimi ve kalbimi en çok sarsan, beni en derinden öfkelendiren şey; gelenek, töre ya da adet adı altında kadının bir "mal" gibi satılması ve tamamen erkeğe adanmış bir nesne haline getirilmesi oldu. Erken yaşta evlilikler, eşi ölen yaşlı bir adamın sırf kendi egosu ve toplum baskısı yüzünden gencecik, bakire bir kız istemesi, kadının iradesinin hiçe sayılması içimi acıttı. ​Ama hepsinin ötesinde, beni en çok dehşete düşüren ve kelimenin tam anlamıyla kanımı donduran şey "kadın sünneti" gerçeğiydi. Steril olmayan, ilkel ortamlarda, küçücük kız çocuklarının ellerinden kadınlıkları, bedenleri, sağlıkları ve en önemlisi de insanlık onurları alınıyor. Sırf zevk almasınlar, sırf bir erkeğe "sadık" kalsınlar diye yapılan bu vahşet yüzünden binlerce kız çocuğu can veriyor. Waris’in bu acıyı tüm detaylarıyla anlatması, ataerkil sistemin kadının bedeni üzerindeki o korkunç tahakkümünü yüzüme bir tokat gibi çarptı. ​İşte tam bu karanlığın ortasında, Waris Dirie benim için sadece bir başarı hikayesi değil, yaşayan bir mucizeye dönüştü. O çölden kaçarken sadece kendi hayatını kurtarmadı; maruz kaldığı tüm o travmalara, bedenine yapılan o vahşi müdahaleye rağmen ayağa kalktı ve dünyadaki binlerce sessiz kadının sesi oldu. Ona duyduğum hayranlığı anlatmaya kelimeler yetmiyor. O, çölün
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,6bin okunma
Yaşamak için yaşamak
10/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 20:35
Kitap 205 sayfadan oluşan ana teması dram olan bir kitaptır. Konusu ise Fugui'nin atalarından kalan tarlayı büyütme ve bunu kolay yoldan kumar ile başarmaya çalışması ile kitap başlar. Daha sonrasında bu kumar sonucunda elindeki tarlanın tamamından olması ve babasının vefat etmesi ana 6 olayın ilkidir. Sonrasında annesinin vefat etmesi bu olayların ikincisidir. Ayrıca tüm bunlar olurken annesine ilaç ararken kasabada zorunlu askerlik için cepheye götürülür. Orada Chunsheng isminde bir genç ile tanışır ki daha sonrasında farklı bir yerde tekrar karşılaşacaklardır. O sırada Fugui'nin eşi Jiazhen de eşi askerdeyken kızlarının havale geçirdiğini ve başlarında erkek olmadığı için kızlarının sağır ve dilsiz olduğunu cepheden kurtulan eşine söyler. Jiazhen bu olaylardan önce de erkek çocukları olan Youqing'i büyütmekle meşguldur. Youqing çok hızlı bir atlettir. Ortaokula giderken bir gün okul toplu bir şekilde kan vermek için hastaneye giderler. Kan grubu uyumlu tek kişi Youqing'dir. Fazla kan alınınca Youqing'de ani bir ölümle orada hayatını kaybeder. Bu olay da 6 ana çizgiden üçüncüsüdür. Daha fazla bu olaylara katlanamayan ve yaşlanan Jiazhen'e kemik erimesi teşhisi konur. O sırada da kızlarının evlilik çağı gelmiştir. Erxi adında yamuk kafalı bir kasabalı kıza talip olur. Çok mutlu bir evlilik geçirirler. Fakat çocukları olana kadar. Fugui'nin kızı, çocuğu doğururken çocuk kurtulur fakat kızı kurtaramazlar. Bu da 6 olayın dördüncüsüdür. Hatta çocuğa da "Acıkök" anlamına gelen Kugen ismini koyarlar. İki evladının ölümüne dayanamayan ve hastalığı ağırlaşan Jiazhen de 3 ay sonra ölür. Ne acıdır ki Kugen'in babası da hamallık yaparken betonların arasında kalması sonucu ölür. 6 olayın beşincisi de budur. Son olarak dedesiyle kalan Kugen de tarlada bir gün başı döner ve eve
1000Kitap
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,1bin okunma
Puan vermedi·48 syf.··
2026 20. kitabı
Türk edebiyatının ilk köy romanıdır "Karabibik". Nabizâde Nâzım’ın çok kısa süren ömrüne rağmen ardında böylesine kıymetli bir eser bırakmış olması çok etkileyici. 1889 yılında Antalya’nın Temre köyünde geçen (bugünkü Demre) hikâyede, yoksullukla, geçim derdiyle ve toprak mücadelesiyle boğuşan Karabibik’in yaşamına tanıklık ediyoruz. Eşini, kızı Huri’nin doğumundan kısa süre sonra tifo hummasından kaybeden Karabibik’in Huri’yi tek başına büyütme çabası; borç arayışları, bir öküz sahibi olma isteği ve köylünün çaresizliği üzerinden dönemin gerçekliği oldukça doğal bir şekilde yansıtılmış. Huri’nin doğumuyla birlikte yaşanan bu kayıp ise anlatının hüznünü daha bir derinleştirmiş. O dönemde Temre’nin ticaret merkezi oluşu, bölgede yaşayan Hristiyan ve Ermeni halkın varlığı, köylünün faizle borç verenlere mecbur kalışı gibi ayrıntılar ve karakterlerin konuşmaları ve doğallığı ise kitaba ayrı bir güzellik katmış. Salon Klasikleri dizisinden çıkan bu baskının günümüz Türkçesiyle hazırlanmış olması okumayı oldukça kolaylaştırmış tabii. Kitabı Osmanlıca’dan çeviren Mustafa Kemal Özden, sadeleştiren ise Mehmet Ali Bayındır imzasını taşıyor.  Salon Yayınları'nın böyle önemli bir eseri bugünün okuruna anlaşılır şekilde ulaştırılması gerçekten kıymetli. Benim için geç kalınmış ama keyifle okuduğum, ince hacmine rağmen epey düşündüren bir eser oldu Karabibik. Sade kapağı ise konuyla oldukça ilintili. KarabibikKarabibik Nabizade NazımNabizade Nazım
KarabibikNabizade Nazım · Salon Yayınları · 201911,9bin okunma