Bu Akide Evrenseldir ve Zaman Aşımıyla Değişmez!
“O hâlde (ey Resulüm), gerçek Müslüman (muvahhid) olarak kendini dine doğrult (başka şeye iltifat etme); Allah’ın (cc) dinine ki, insanları onun üzerine yaratmıştır (zira herkes hak dini kabul edebilecek bir yaratılıştadır). Allah’ın (cc) yarattığı bu dini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. İşte dosdoğru din budur. İnsanların çoğu (hak dinin İslâm olduğunu) bilmezler.”
Akidenin sabit ve değişmez oluşu, Allah (cc) katından olmasından kaynaklanmaktadır. Rasulullah (sav)’in vefatıyla birlikte vahiy kesildi ve naslar hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar ulaştı. Bunlar hiçbir nesih ve tebdil kabul etmez. Böyle bir girişimde bulunan kimse ise küfre nispet olunur.
İnsan, sınırları belli olan bu akide çerçevesinde kalben, ilmen, fikren gelişip istediği gibi hareket eder. Fakat bu çerçeveyi aştığı takdirde, yörüngesinden çıkıp başka bir yıldızla çarpışmaya doğru giden bir yıldıza benzer: Hem kendisi parçalanır hem de başkasını parçalar.
Mutlaka insanların her zaman müracaat edecekleri, kalplerinin mutmain olarak ve rahat bir şekilde kabul edebilecekleri değişmeyen kıstaslar, ölçekler olması gerekmektedir. Din, ahlâk, kanun ve nizamlar da dâhil olmak üzere, hayatta her şeyin bir gelişme süreci içinde olduğunu söyleyenler, insanlığı büyük bir anarşiye doğru sürüklemektedirler. Bu durumda neye nasıl hüküm vereceğimizi tespit etmemiz zorlaşır.
Bunu bir misalle açıklayacak olursak: Zinanın haramlığı ve çirkinliği, Allah (cc) katından inen bütün dinlerde sabittir. Bu hükümde herhangi iki din çelişkiye düşmez. Biz elimizdeki ölçekle zinanın çirkin ve kötü olduğuna hükmedersek, nesillerin zihninde bu hüküm bu şekilde yerleşir ve kalpler bu şekilde terbiye olur. Fakat dinin ve kanunların sabit olmayıp devamlı bir gelişme