Bakamam, korkarım güzelliğinize;
Gözüm değmesin olgunluğunuza!
Ah, ey güzelliğin seçkin örneği,
Bilmez miyim anlamınızı?
Böyle özlemle yok olur mu gönül?
Bulamaz mı bir yol kavuşmanıza?
Bir zamanlar dinlemiştim
O baldan tatlı konuşmanızı;
O zamanlar ne oldu... Cevap var mı?
Yok mu izin durumunuzu anlatmanıza?!
Ey iltifatıyla canımı şenlendiren,
Hazırdır gönlüm sorularınıza!
"Evlilik onun için ateşli bir gençliğin kıvılcımları söndürülecek bir durgunluk evresi değil, bütün sevda ihtiyacının külleri savrulacak bir alevlenme devresi oldu."
Geçmedi yâre sözümüz,
Yollarda kaldı gözümüz,
Yere çalındı yüzümüz,
Böyleymiş kara yazımız.
Çiçekler açılmaz oldu,
Pınarlar içilmez oldu,
Yâr bize bir gülmez oldu,
Böyleymiş kara yazımız.
Bu bahtımızın işidir;
Bu her işlerin başıdır:
Yâr başkasının eşidir,
Böyleymiş kara yazımız.
Yalnız ona yâr demiştik,
Onda bir şey var demiştik,
O bizi anlar demiştik,
Böyleymiş kara yazımız.
Hey gönül gene bu gece
Kederin geceden yüce;
Gel susalım beraberce:
Böyleymiş kara yazımız.
Ölüm bir dil meselesidir aynı zamanda. "Öldü" kelimesi kısa ve vurucudur. Son nefesin "d"si ve feryat dolu o son "ü" hayatın alfabesindeki son harflerdir. Son seslinin üzerine düşen vurgu, ki o artık sesli bile değildir, son çiviyi çakar ve umuda yer bırakmaz.