Spoiler içerir!!
Bu kitap boyunca Xie Lian’a sarılıp teselli etmek istedim ya...
Altıncı kitapta Xie Lian’ın tanrılıktan düştükten sonra, krallığı Xianle’in yıkılmasıyla birlikte yaşadığı süreci görüyoruz. Yong'an olaylarından sonra artık her şeyini kaybetmiş bir halde ailesiyle birlikte saklanmak zorunda kalıyorlar.
Bu süreçte bir zamanlar etrafında olup dostum dediği insanlardan biri olan Mu Qing karakteri çok kısa sürede bir bahane bulup onu hemen terk ediyor. Buna karşılık Feng Xin’in bir süre daha yanında kalıp elinden geleni yapması gerçekten önemliydi.
Ama yaşadıkları şeyler o kadar ağır ki… para yok, yiyecek yok, kral hasta ve ilaç bulmaları gerekiyor. Ellerinde ne varsa satıp hayatta kalmaya çalışıyorlar. Bir zamanlar kraliyet olan bir ailenin bu hale düşmesi gerçekten çok acıydı. Xie Lian’ın mecbur kalıp hiç yapmak istemeyeceği şeylere yönelmesi de çok gerçekti; insan köşeye sıkışınca gerçekten farklı şeyler yapabiliyor.
Bir de White No-Face… zaten her şeyin arkasındaki kişi olarak halkı kışkırtıp “onu öldürürseniz lanet kalkacak” demesi ve insanların da buna inanıp Xie Lian’a saldırması… o sahne gerçekten çok ağırdı. Xie Lian’ın ölememesi ama bütün acıyı hissetmesi, “neden ölemiyorum” noktasına gelmesi insanın içini gerçekten sıkıyor.
Sonrasında her şey üst üste gelince psikolojik olarak tamamen çöktüğünü görüyoruz. Zaten terk edilme korkusuyla, yanında kalan kişinin de bir gün gideceğini düşünmeye başlıyor ve en sonunda Feng Xin’i de uzaklaştırıyor.
Ama en yıkıcı sahne anne ve babasının intiharıydı. Gerçekten okurken boğazım düğümlendi. Xie Lian’ın bunu gördükten sonra kendisinin de ölmek istemesi ama ölememesi… burada ölümsüzlük ilk defa bir ceza gibi hissettirdi bana.
Ve en son sahne… kimsenin yardım etmediği, herkesin sadece bakıp geçtiği o an…
Harika bir ters köşe yaptı. Birkaç ay önce "dalimda kuşlar var ölemiyorum" demiştim kendime; Ölümü arzularken. Yaşamımda ki eksikliği farkettigim bir kitaptı.
"Yaşamak istiyorum yaşayamıyorum, ölmek istiyorum ölemiyorum."
Bir insan kaç kere ölebilir ki?
Ya da kaç kez şehit düşebilir?
Annesinden 8 yaş, babasından 1 yaş büyük olabilir mi?
Daha dünyaya gelmeden savaşlara katılmış ve şehit düşmüş müdür?
Asıl soru bir insan yaşarken ölü olabilir mi?
Aziz Nesin'in Usta kaleminden sizi yer yer güldüren aynı zamanda çokça düşündüren, sistem içinde kaybolmuş bir çok insanın sembolü olan Yaşar Yaşamaz'ın hayat hikayesi.
Aziz Nesin'in bu eseri mizahi ve düşündürücü yapısı ile edebiyatımızda önemli bir yere sahiptir.
Hala okumadıysanız acil okumalısınız.
Kitabı özetleyen bir alıntı ile keyifli okumalar dilerim
* Okula gideceğim. ölmüşsün diyorlar. Asker alacakları zaman, yaşıyorsun diyorlar. Mirasımı almak isterim, ölmüşsün derler. Babamın vergi borcunu alacakları zaman, yaşıyorsun derler. Yaşıyorsam nüfus kağıdımı verin, derim, yok sen yaşamıyorsun derler. Tımarhaneye atacakları zaman yaşıyorsun derler...
#kübranınkitabı Merhaba kitap dostlarım size bir çok şiir kitap paylaştım fakat bu seferki paylaştığım şiirlerde aşk yok sevgi yok ki şiir değince aklınıza bunlar geliyor değil mi? fakat bugün size bildiğiniz şiir türlerinin dışında farklı türlerde şiirlerle hiç gotik, korku ve fantastik temalı şiir okumuş muydunuz bazlarınızın şaşırdığını duyabiliyorum ben de ilk kez okudum ve bayıldım.
Peki şiirlerde klasik şiirlerin dışında aşk sevgi yoksa hangi türler var ; ölüm, cennet , cehennem, günah gibi şiirlerde görmeye alışkın olmadığımız konular işlenmiş bence çok da güzel işlenmiş. Biliyorsunuz bu yıl zaten fantastik yılı ilan etmiştim şiirlerde de fantastik olanları buldum şimdi size hemen bu güzel şiirlerden paylaşacağım ;
Karşımda beklerken Cennet’i
Sanki ben istiyormuşum gibi
Bir anda yaşadım Cehennem’i
İçimden gitmemiş günahlarımın kiri
Başlayan her şey bitermiş
Sevgililer âşığına
İhanet de edermiş
yeniden hissettim canlı ve yaşama isteğini
Kayıp olan uzun yıllarından beri ilk defa gözlerinde gördüm kendi aciz kaderimi
Bir başkasını sevmedim o andan sonra
yaşamak istiyorum yaşayamıyorum
Ölmek istiyorum ölemiyorum
Bir yerlerde sıkışıp kaldım
Ne yapacağımı bilmiyorum
En sevilen günahtır şiir
Ulaşılması mutlu eden bir kir
Hiç kimse yıkanmaz bu kir için
Akıp gideceğini bilir içinin
İnsanlığın böyle olduğu şehir
Her biri farklı duygularla dolu birer şair
Şair bu hastalığı yayan
Bu hastalık kalpleri okşayan
İlk GünahMehmet Arca · İkinci Adam Yayınları · 202423 okunma
"Yaşamak istiyorum, yaşayamıyorum ; ölmek istiyorum, ölemiyorum."
Kitabı kısaca özetlememi isteseniz,
Yukarıdaki alıntıyı söylemem yeterli olur.
Kahramanımızın babası, ilk çocukları ölünce bari bu çocuk yaşasın diyip adını Yaşar koymuş ama adının Yaşar olduğuna bakmayın, hayatı adıyla tam zıtlıkla geçmiş, aksine yaşayan bir ölüymüş.
Aziz Nesin, bu eseri önce 12 bölümlük radyo tiyatrosu olarak yazar. Radyo tiyatrosu çok tutulunca tiyatroya çekilir ardından sinemaya derken en son kitap haline dönüştürülür. Belki bir çoğunuz kitabını okumamış olsa da yeşilçam filmlerinden izlemiştir. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz filmi, başrolde Halit Akçatepe'nin oynadığı, 1974 yapımı bir Türk filmidir. Zaten kitabı okurken o yeşilçam havasını alıyorsunuz.
İlk defa bir kitabı okurken bu kadar ağız dolusu güldüğümü hatırlıyorum ama bir taraftan da o zaman yaşanılan olayların hala devam ettiğini, canım ülkemde insana verilen değerin, yozlaşmanın, sosyal çürümenin ne denli arttığını görünce üzülmemek, sinirlenmemek elde değil.
Anlayacağınız ağlanacak halimize güldüğümüz, şuanki halimizden çokta uzak olmayan bir toplum eleştirisi kitabı olmuş.
Kitap öyle böyle bir kitap değil dostlar. Eğer daha okumadıysanız aklınızı yetirmiş olmalısınız. Bir an önce koşup kitabı alıp okuyun derim. Türkiye gerçeklerini bize gülerek anlatan, çok sürükleyici bir eser.
Tezer Özlü-Yaşamın Ucuna Yolculuk
Gamlı prenses
Yazar bu kitabı yaşamının son dönemlerinde yazmış.Kendinizi kitaba kaptırmamanız gerekiyor.Kitapla özdeşleşmeyin.İçinde kendinizden bir şeyler aramayın sorgulamayın.Yoksa bunalıma girebilirsiniz.Depresif bir hal içerisindeyken kesinlikle okumayın sizi içine çekip daha da depresyona sürükleyebilir.Şahsen ben parça
parça okudum.Kitabı da okumayın demiyorum Tezer Özlü'yü okumak başka bir ayrıcalık.
Alıntılar
Her sevginin başlangıcı ve süresi,o sevginin bitişinin getireceği boşluk ve yalnızlık ile dolu.Belirsizlikler arasında belirlemeye çalıştığımız yaşam gibi.
Sen düşüncelerle yaşıyorsun,diğerleri gerçeklerle.
Güneş, güçlerin en büyüğü olmalı.Benden de güçlü.Ama kendi gücüm olmadan,güneşin gücünü algılamam olanaksız.
Bir yüksekliğin,bir başıma olduğum bir yükseğin en ucundayım.İnemiyorum.Yaşamıyorum.Ölemiyorum.
Her şeyi geçiyor.Hiçbir şey geçmese de
Tüm yaşam diye düşünüyorum böylesi sabahlarda,tüm yaşam güneş altında bir oyun.
Yolculuklar ilginçtir.Yaşamın sürekliliği içinde başlı başına kesitler oluştururlar.Dağlardan deniz kıyılarından kentlerden gecelerden geçilir.
O kadar alıntı var ki gerçekten okurken bunalmanızı istemedim.Haklı bulduğum düşünceleri de vardı yazarın ne yalan söyleyeyim.
Gördüğüm ve araştırdığım kadarıyla Tezer Özlü, yabancı yazarlardan da etkilenmiş olduğunu düşündüm(depresif melankoli yönünden ötürü) Ama kendisi de öyle bir kişiliğe sahip sanki bana öyle geldi.Belki tam aksi neşeli bir insandı.Bunu anlayamayız.Kitaplara böyle bir kişilikte yansıtmış olabilir.
Benden bu kadar yorum sizler neler düşünüyorsunuz okuyan var mı kitabı ya da yazarın diğer kitaplarını...
.
.