Okumaktan oldukça keyif aldığım yazarlardan biri olan Olga Tokarczuk’un bu kitabı “Ölüm”üstüne.Üç kadın karakterin,üç ayrı öyküsünden oluşuyor kitap.Karakterlerin birbiri ile bağlantısını kitabı okudukça fark ediyoruz.Üç kadın,aslında üç kuşağı tamamlayan anneanne,anne ve kız torundur.Bu üç kadının yaşama bakışları,ölümü deneyimleme biçimleri her zamanki gibi Olga Tokarczuk’un kendine has anlatım tarzıyla okuyuca sunulmuş.”Ben”ne,”Ben”in “Ben”le ilişkisi ne?gibi sorularla gözlemci ve gözlenen konularına da vurgu yapıyor ve okuyucuyu da düşünmeye yönlendiriyor.
Kitap elli dört yaşındaki ida Marzec’in yoğun kar yağışı yüzünden,arabasıyla kaza yapıp yaşlı bir çiftin evinde konuk olmasıyla başlıyor.Bu çift hasta,ölmek üzere olan hayvanlara evlerini açmış bir çift.
Burada kalma süresi uzadıkça İda’nın düşüncelerine,hayallerine,annesiyle ilgili unutulmuş anıların vizyonlarla canlanmasına tanık oluyoruz.
İkinci öykü İda’nın annesi yetmiş altı yaşındaki Paraskeva üzerinde şekilleniyor.Sevmediği,her anlamda iki zıt kutup gibi birbirine ters düşen,kendinden on beş yaş büyük Petro ile evlidir Paraskeva.Petro artık ölmüştür ve yabancı gözlerin ulaşamayacağı kadar uzaklarda,dağın başındadır evleri.Dolayısıyla Petro’nun öldüğünü duyurmanın tek bir yolu vardır;beyaz karla kaplı toprağa “Petro Öldü”yazmak.Bir yandan ölü kocasını traş ederken canlıymış gibi onunla konuşur,elini tutar, bir yandan yaşlılığı,ölümü sorgular. İnsanın yaşlandıkça vücudundan saçına kadar olan değişimlere Paraveska’nın gözünden tanık oluruz.
Aynı zamanda Ruslar’ın Polonya’ya girişi,halkın sürgün edilişi ve bu sürgünde kaybettiği kızının acısına da tanık olup,acılarla,aldatmalar ile geçen bir hayatı dinleriz Paraskeva’dan.
Üçüncü ve son öykü İda’nın kızı,Paraveska’nın torunu olan Maja’ya ait.Maja’nın evi