Başlaması uzun süren,bitirmesi ondan da uzun süren bir kitap oldu benim için Anna Karanina. Sayfa sayısı fazla olduğu için anlatımın da bir o kadar yoğun olacağını düşünsem de bence gayet yalın bir anlatımı vardı. Kitabı okuma devam etmek beni biraz zorladı. Anna’nın hangi sahnede devreye gireceği, aşkın nerede vücut bulacağını beklemek beni heyecanlandırmakla beraber bir miktar yıldırdı da. Çünkü Kiti ve Konstantin Dimitriç (Levin) sahnelerinin çokluğu,bi yerde ortak bir paydada bağlayamayışım çok beklediğim o aşk ve ihtiras sahnelerini gölgede bıraktı. Kitap temelde bir aşk-ı memnudan konu alsa da içinde dinsel bir iç çatışma,Hristiyanlık görgüsü ve kuralları, o dönemin Rus politikası hatta Türkler ve Slavlar arasındaki siyasi durum. Alt kesimin,çiftçilerin yaşadığı ekonomik zorluklar,üretim ve tüketim telaşı kitapta sıkça yer edinen konulardı. Bundan dolayı bana biraz sanki Tolstoy aşk-ı memnu adı altında dönemin bütün karmaşasını bir kitapta toplayarak eleştirmek istediğini hissettirdi.Genel olarak bakacak olursak heyecan ögesini taşıdığından kendini okutuyor fakat bazen kaldırıp kenara fırlatmak isteyeceğiniz türden canınızı da sıkıyor.
Biraz karakterlerden bahsedecek olursak, kitabın ta ilk başlarında karısını aldatan Stiva’nın affedilmesine sebep olan Anna’nın aynı kaderi bir başka türlü yaşadığını düşünüyorum. Belki de Dolli Stiva’yı boşamış olsa daha neşeli ve güzel bi hayatı olacaktı. Üstelik suçlu olan da kocası Stiva. Hristiyanlık hukukuna göre zinadan ötürü gerçekleşen boşanmada zinayı işleyenin kocası olması sebebi dolayısıyla çocuklarını yanında tutabilecekti. Ama Anna’nın böyle bir şansı ne yazakki olmadı. Aksine aşkı için savaştığı bu yolda hem oğlunu hem de aklını kaybetti. Çünkü asıl zinayı o işledi. Vronsky sol tarafımdaki cezbedici şeytan gibiydi.