10/10
·912 syf.··
2026 46. kitabı
·
60 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 11:02
Öncelikle bu kitabı okumam bu kadar uzun sürdüğü için kendime kızarak başlamak istiyorum. Tamamen tembelliğim yüzünden muazzam bir kitabı bitirmem uzun zaman almış. Ben ne okudum !!! Yarabbii !! Bu kitabı lütfen okuyun ya lütfen. Henüz macera yeni başlıyor çok uzun bir yol ama henüz olayın çok çok başındayken bile böyle hissettiren bir kitap nasıl mükemmel olmaz ? Diğer kitapları okumak için deliryorum !! Neler bekliyor beni nasıl bir evren bu böyle! Sen ne yaptın Sanderson bu nasıl bir hayal gücü bu nasıl bir zihin. Kitap o kadar uzun ki yayınevi her kitabı iki cilt olarak basmış. İsabet olmuş bence. Bu seri epik fantastik türün en iddialı açılışlarından biri olarak kabul ediliyormuş. Kitap asla kolay değil. Daha ilk sayfalardan bunu hissediyorsunuz Yavaş ve zor ilerliyor. Eğer sabırla okursanız sonuç muazzam. İlk ciltten bunu söylüyorum bakın bu kadar iddialıyım. Sanderson hızlı aksiyonu tercih etmemiş. Onun yerine dünya kurma ve karakter derinliği var bu kitapta. Sıfırdan bir dünya inşa ediyor ve o dünyayı her detayıyla muazzam bir betimlemeyle tek tek izah ediyor okura. Karakter derinliğini söylemiyorum bile. Henüz ilk kitap fakat özellikle bazı karakterler şimdiden aramda inanılmaz bir bağ oluştu. Yakın arkadaşlarım gibi hissediyorum. Kaladin,Sly, Shallan ve Jasnah şimdilik favori karakterlerim. Güçlü ve zeki kadın karakterler olması da benim için ayrı bir güzel. Öyle güzel ve zekice yazılmış diyaloglar var ki muazzam. Kitap ilk başta üç ana hat üzerinden ilerliypr: savaş alanları, soylu entrikaları ve gizemli büyü sistemi. Farklı şeyler gibi görünse de hepsinin hizmet ettiğiamaç aynı. Roshar dünyasını inşa etmek. Fırtınaların şekillendirdiği bir dünya var burda. O yüzden alıştığımız orta çağ fantastik evreni gibi değil asla daha çok doğa, ekonomi, savaş hatta
Kralların YoluBrandon Sanderson · Akılçelen Kitaplar · 2014617 okunma
Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Puan vermedi·216 syf.··
2026 5. kitabı
Bu kitapta bazı gerçekleri çok net görüyorsunuz: Ne kadar yetenekli, ne kadar çoğunlukta olursanız olun, bir kere korkuya esir düştüğünüzde esaretinizin ilk günü başlamış oluyor. Ve o esareti bitirmek hiç de kolay olmuyor. Kitaptaki karıncalar da korkuya esir olmuşlardı. Sarı karıncalar ise bencilliklerinin esiriydi; yani herkesin farklı bir esareti vardı. Filler Sultanı pek akıllı olmasa dahi bu esaretleri ve zaafları çok iyi kullandı. Kıçını ağaca sürterek oturduğu yerden kendine saraylar, tahtlar yaptırdı; karıncaları gün geldi açlıkla tehdit etti. Aslında içten içe Filler Sultanı'nın da çok korktuğu bir şey vardı: Esirlerini kaybetme korkusu. Ona baş kaldıran sadece 1 kişiydi, o da Kırmızı Sakallı Topal Karınca'ydı. Koskoca filler, evet, bu tek bir karıncadan öyle bir korktu ki, sırf bu yüzden kırmızı karıncaların hepsini katletti. İşte korku böyle bir şey; içinize bir girdi mi sizi yer bitirir. Bu kitapta gördüğümüz gibi, savaşın kazananı olmaz, sadece kayıplar yaşanır. Kazanan, kimin daha az kayıp verdiğiyle ilgilidir. Filler Sultanı dünyada tahtlar, saraylar yaptırınca bu sefer başka bir duygunun esiri oldu: Yok olma ihtimali. Bu yüzden ölümsüzlüğü bulmak istedi. Bir yanda o ölümsüzlüğü ararken, diğer yanda Kırmızı Sakallı Topal Karınca kara kara bu esareti bitirmek için planlar yapıyordu. İnanç öyle bir şey ki, karıncaya fili yendirir. Herkese Güvenilmez Fillere yardım edenler yine karınca türüydü. Kırmızı Sakallı’yı yakalatıp öldürmeye çalışanlar da onlardı. Birine bir şeyi 40 kere söylerseniz gerçeklik algısını kaybeder. Filler Sultanı karıncalara "Siz fil soyundansınız, fil olacaksınız" deyip inandırmıştı. Sonra pişman oldu ama iş işten geçmişti. Tek başınıza dünya değişir. Önce sen değiş, sonra etrafın değişir, sonra bir bakmışsın dünya değişmiş.
Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal KarıncaYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202515,7bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Puan vermedi
​Platon, Menon diyaloguna şöyle başlar: “ Erdem öğretilir mi yoksa erdemli yaşamakla mı elde edilir? Veyahut öğrenmekle yaşamakla değil de doğuştan veya başka bir yoldan mı geliyor?” İşte Platon tüm Menon diyalogunda bu soruların cevabını arar ve erdemi Sokrates ve Menon’un karşılıklı konuşmalarıyla inceler. ​Ona göre erdem tek bir şeydir. Bir erkeğin erdemi farklı, kadının erdemi farklı veya bir kölenin erdemi farklı değildir. Erdem tek bir şeydir ve tüm insanlar için ortak olan bir şeydir. Mesela diyalogunda Menon’un söylediği gibi erkeğin erdemi onun iyi işler yapması, bunu yaparken dostlarına yararlı olması, düşmanlarına zarar vermemesidir. Bir kadının erdemi ise evinin işlerini iyi yapması kocasına itaat etmesidir. Oysa ki Sokrates’in Menon’a cevap verdiği gibi; erdemler kişilere göre değişmez biz bir erdemden bahsediyorsak bu tüm insanlar için geçerli ve bir olmak zorundadır. Örneğin; sağlık kadında, erkekte, yaşlıda ve çocukta farklı bir şey değildir. Tüm herkeste sağlık aynı şeydir. İşte erdemde sağlık gibi tüm insanlar da bir olan bir şeydir. Cesurluk, ölçülülük, bilgelik, iyi yüreklilik gibi bir sürü erdemde yoktur. Oysa erdem tüm bu saydığımız şeyleri içeren bir şeydir. Örneğin; beyaz, siyah, mavi vb. tüm bunların hepsi bir renktir. Beyaz renk veya siyah renk farklı manaya gelmez her ikisi de sonuçta renktir. İşte cesurluk, bilgelik… gibi niteliklerde bu renkler gibidir. Erdem bunların toplamıdır. ​ Peki erdem nedir? Menon bu soruya şu cevabı verir: “Güzele duyulan istekle onu elde etme gücüdür.” Peki güzele duyulan istekle iyiye duyulan istek bir midir? Birdir. Buradan da şu çıkmaz mı: Bazı insanlar kötüyü bazı insanlarda iyi isterler. O zaman bazı insanlar bile bile veyahut kötüyü iyi sanarak isterler. Bir şeyi kötü olduğunu bile bile istemek olur mu?
MenonPlaton (Eflatun) · Karbon Kitaplar · 20211,300 okunma
Tükettikçe tükeniyoruz
4/10
·176 syf.··
2026 19. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 09:02
Her şeyin çok hızlı değiştiği bir döneme denk geldik. Bu da yarınlara ve birbirimize duyduğumuz güveni yok etti. Belirsizlik içinde savrulurken hedeflerimiz anlamsızlaştı, ilişkilerimiz sığlaştı. Tek başarı kriterinin görünürlük kabul edilmesi imajı içeriğin önüne taşıdı, ruhsuz maskelere dönüştük. Değer üretmekteki aciziyetimizi tüketimle doldurmaya başladık, tükettiklerimiz üzerinden kendimize değer biçmeye başladık. Halbuki insanın insana, güvene, üretmeye ve paylaşmaya ihtiyacı vardır. Emek olmadan tatmin olmaz. Böylece başkalarının gözünde yarattığımız değer içimizde bir anlama dönüşebilir. Kitap kısaca bu argümanlar üzerinden şekilleniyor. Bolca Viktor Frankl, Rollo May ve Eric Fromm'a atıf var ancak felsefi temellerinden izole bu atıflar, metne entelektüel bir cila verme çabası olarak göze batıyor. Metindeki hiçbir cümleye itiraz edemem ama derinliksiz analizleri, genel geçer teşhisleri, toplumun büyük kısmının kendini özdeşleştirmekte zorlanacağı varlıklı bir ailenin iç dinamikleri üzerinden kurulan örnek vaka ve editoryel özensizlik, kitabın da eleştirdiği bir düzenin parçası olduğunu düşündürdü. Ayrıca, gelir adaletsizliği ve ekonomik darboğazın sosyal çürümedeki etkisinden hiç bahsedilmemesi, tüm sorumluluğun sanki mutant olan bu çağda birden bire artış gösteren bireysel ve toplumsal açgözlülüğe yüklenmesi, kitabın samimiyetini sorgulamama neden oldu. Kolayca tüketip okuduğunuz kitapların sayısına bir ekleyebilir, böylece yıl sonu hedeflerinize kısa yoldan biraz daha yaklaşabilirsiniz. Her sayfada kafa sallayıp zaten gördüğünüz ve bildiğiniz şeyleri onaylatabilirsiniz. Ama daha önce bu konular üzerine okumuş veya kafa yormuş biriyseniz, günün sonunda bu kitabın size yeni bir şey katmasını beklemeyin.
Dünyaya Değil Kendine Meydan OkuMüthiş Psikoloji · Destek Yayınları · 2024706 okunma
7/10
·240 syf.··
2026 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 00:00
Normalde daha çok edebi kitaplar okumayı tercih eden biri olarak hayatımda ilk defa bambaşka bir türe geçtim. Yakın bir arkadaşımın önerisiyle Neva Altaj’ın Kusursuzca Kusurlu serisini okumaya karar verdim. Açıkçası ilk kitabı satın da almadım, arkadaşımın kitabını ödünç alarak başladım. Serinin ilk kitabı olan Tuvaldeki Yaralar’ı da iki günde bitirdim. İki günde bitirdim çünkü kitap gerçekten kendini okutuyor. Ama şunu da söylemem lazım; beni bayağı ortaokulda okuduğumuz Wattpad kitaplarına götürdü. O dönem okuduğumuz hızlı ilerleyen, karanlık atmosferli, bol çekimli, biraz abartılı ama bir şekilde merak ettiren kitapların havası vardı. Okurken hem eğlendim hem de yer yer “ben ne okuyorum şu an?” diye kendime güldüm. Tuvaldeki Yaralar, mafyatik romantik drama türünde bir kitap. Roman ve Nina üzerinden ilerleyen, sahte evlilik dinamiğiyle başlayan, aksiyon ve romantizmi bir arada taşıyan bir hikaye. Bu yüzden kitaba edebi bir metin beklentisiyle başlamak bence doğru olmaz. Kitabın derdi derin bir edebi dil kurmak değil; hızlı akan, gerilimi yüksek, romantik çekimi önde olan bir hikaye sunmak. Bu türü normalde okumadığım için başta biraz mesafeli yaklaştım. Ama kitabın temposu düşük değildi ve merak duygusunu canlı tuttu. Roman’ın karanlık ve kontrolcü dünyasıyla Nina’nın daha farklı, daha renkli ve kendine has tarafı arasındaki zıtlık kitabı taşıyan şeylerden biriydi. İkisinin arasındaki dinamik yer yer abartılıydı ama türün içinde değerlendirince bu abartı çok da şaşırtıcı gelmedi. Benim için kitabın en güçlü yanı akıcılığıydı. Ağır bir okuma değil, kafa dağıtan ve hızlı biten bir kitap. Bazı yerlerde olayların fazla hızlı ilerlediğini düşündüm. Bazı sahneler tahmin edilebilirdi ve karakterlerin duygusal geçişleri bana yer yer aceleye gelmiş gibi hissettirdi. Bu
Tuvaldeki YaralarNeva Altaj · Artemis Yayınları · 20252,970 okunma
Araf..
10/10
·118 syf.·
2026 115. kitabı
Seni düşünüyordum, Susana. Yeşil tepelerde. Rüzgârlı havalarda uçurtma uçururduk tepelerde, aşağılarda kalan köyün sesleri gelirdi kulaklarımıza, rüzgâr uçurtmanın ipini çekelerdi. “Koş, Susana.” Yumuşak ellerin ellerimi yakalardı. “Gevşek bırak ipi." Rüzgâr nasıl güldürürdü bizi; ip parmaklarımızdan kayarken birbirimize bakardık; bir kuşun kanatları çarpmış gibi usulca kopardı ip. Kâğıt-kuş yukarlardan taklalar atarak düşerdi, toprağın yeşili içinde eriyene kadar saçaklı kuyruğunu sürürdü ardından. Dudakların ıslaktı, çiy tanelerini öpmüştüm sanki. Seni düşünüyordum. Orada deniz-yeşili gözlerinle bana bakışını. Susanna, ne kadar uzaklardasın sen, bulutların üstünde, ta uzaklarda, tepelerde gizlenmişsin. O’nun büyüklüğünde, O’nun bağış dolu Kutsal Yüceliğinde saklısın, seni bulamam artık, göremem. Orada sözlerim erişemez kulaklarına." Damlaların düşüşünü gözlüyordum Susana, şimşeğin parıltısında her soluk bir iç çekişiydi, her düşüncem sen." --- Ne yazsam az kalacak, ne desem eksik... Ne dökülür ki kelimelere; yaşayanlar mı, ölenler mi, anılar mı, geç kalınmış bir intikam isteği mi yoksa aşk mı? Comala’da bu ayrım çoktan silinmiştir. Ne gerçeğin ayakları yere basar burada, ne de büyünün kanatları vardır; anlatılan her şey, sıcaktan kavrulmuş taşın ve toprağın kendi kendine mırıldanmasıdır belki de bir yerlere sinmiş, saklanmış yankılar vardır. Zaman, dağınık ilerler, ileri geri akmaz, evet. Ama belki de hiç akmaz. Her fısıltı, her çığlık ve her susuş, o hiç geçmeyen, her an yeniden doğup aynı yerde can veren sonsuz bir şimdinin içinde gizlidir. Ne geçmiş gömülebilmiştir ne de gelecek bir umuttur; her şey şu anda asılı kalmıştır. Adem’in dünyaya bırakılması gibi bırakılır Juan Preciado bu coğrafyaya. Kimse karşılamaz. Tekinsiz, kurak ve ölü bir
1000Kitap
Pedro ParamoJuan Rulfo · Can Yayınları · 19832,283 okunma