Son mektup
8/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 103. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 14:18
Bu kitap benim için sıradan bir roman değil; yazarın hayata bırakıp gittiği uzun ve sarsıcı bir mektup. Bir çocuğun tek başına ayakta kalmaya, dünyayı ve sevgisizliği kendi kendine anlamlandırmaya çalışmasını okurken, aslında satır aralarında yazarın o devasa içsel çöküntüsüne şahit oluyorsunuz. Hayata veda mektubu gibi kendi hayatından kesitler yaşadığı içsel çöküntüyü, bir çocuğun kendi başına yetebilme , kendi kendine bir çok şeyi öğrenip anlamlandırmaya çalışması, sevgisizliği ve yazarın sürekli ölüme gönderme yapması, cenazedeki tabutları incelemesi, hatta ölen küçük bir çocuğun kendi başına oyun oynamış olma düşüncesi, ve o çocuğun arkadaşının olmaması, en azından öleceksem yalnız ölmeyim , beni son yolculuğumda yalnız bırakmasınlar diye cenaze levazımatçısının kızına ilgi göstermeye çalışması...anlatmaya çalışırken bile kelimelerim yeterli gelmiyor. Yazarın sessiz çığlıklarını ancak sayfaları okurken hikâyenin içinde kaybolduğunuzda fark edebiliyorsunuz. Richard Brautigan'ın hayatı o derin yalnızlık hissiyle son bulmuş. 1984 yılında intihar ederek hayatına son vermiş ve bedeni ancak haftalar sonra, tek başına yaşadığı evde bulunmuş. Belli ki yazar gerçek hayatta da iliklerine kadar tam olarak bunları hissetti. Belki de kelimelere bu yüzden, bu kadar sıkı tutundu; *"Ne kadar çok okurum olursa, günün birinde o evde yalnız ölsem bile beni mutlaka hatırlarlar"* umuduyla... Yine boğazım düğümlenerek, çok hüzünlenerek okudum. O yapayalnız ruhu hatırlamak ve hatırlatmak için diğer kitaplarını da sırasıyla okuyacağım. Okuyacak olan okurlara şimdiden keyifli okumalar.. .
Alıntı
Yani Rüzgâr Her Şeyi Alıp GötürmeyecekRichard Brautigan · Epona Kitap · 2026186 okunma
Puan vermedi·260 syf.··
2026 3. kitabı
Zaman nedir? Biz genellikle zamanı saatlere, dakikalara, takvimlere böleriz. Böylece yaşamı düzenlediğimizi düşünürüz. Sabah işe gider, öğle yemek yer, akşam eve döneriz. Günleri, ayları ve yılları sıraya dizeriz. Oysa zaman bizim kurduğumuz bu düzenin içine sığmayacak kadar tuhaf bir şeydir. Çünkü “şimdi” dediğimiz şey bile dile geldiği anda geçmiş olur. İnsan tam bir anı yaşadığını sandığı sırada, o an çoktan ellerinin arasından kayıp gitmiştir. Belki de bu yüzden geçmiş bize çoğu zaman bir düş gibi görünür. Hem bizimdir hem değildir. Kimi anılar öylesine uzaktır ki, hatta acılar bile zamanın içinde toz tutar. İnsan belleği savunma mekanizması geliştirir. Hatırladığımız şeyler bile olduğu gibi kalmaz. Kimi kez dönüşür, eksilir, yeniden yazılır. Çünkü geçmiş artık yaşayan bir şey değil, donmuş bir nesnedir. Tam da bu nedenle, kimi zaman insanın içine garip bir duygu çöker. “Acaba gerçekten yaşandı mı bunları?” der. Geçmiş bazen bir film karesi gibi gelir. Varmış ama artık dokunulamıyormuş gibi. Yaşanırken sıradan olan şeyler, bittikten sonra bir ağırlık kazanır. Çünkü insan yaşarken çoğu zaman anın ayrımında değildir. O sırada yalnızca olaylar birbirini izler, günler akar, insanlar konuşur, yollar yürünür, mevsimler değişir. Fakat ne zaman ki o an sona erer, işte o zaman geriye yalnızca donmuş bir görüntü kalır. Belki de bu yüzden yaşamak ile anlatmak arasında büyük bir ayrım vardır. Yaşarken anın içinde kayboluruz. Anlatırken ise o anı doldururuz. Yaşarken sıradan görünen şeyler, anlatırken anlam kazanır. Çünkü anlatmak, geçmişe sonradan anlam vermektir. Ben bütün bunları, Sartre’nin Bulantı romanını okurken düşünüyorum. Çünkü Sartre, zamanı doğrusal bir çizgi gibi ele almaz. Geçmiş, şimdi ve gelecek onun anlatısında birbirine karışır. İnsan belleği gibi… Bir
Edebiyat
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
Reklam
Aşıklar Ölmez
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 17:45
Hayatını okuduğumuz Yahya efendi Sultan Süleyman'ın sür kardeşi. Sultan Selim eşinin sütü şehzadesini doyurmaya yetmediğiden süt anne arayışına girer ve Ömer efendinin eşi bir vakit önce doğum ettiğinden süt anne adayı olarak saraya giderler ve Yahya ile Süleyman süt kardeş olur. Sultan Süleyman toprakları, Yahya efendi gönülleri fetheder. Ene kitabından sonra okuduğum yine harika bir kitap. Her sayfasında ölümü düşündüren, yine etkisinde kaldığım bir eser oldu. Dünyayı çok sevdiğimden mi ölmekten korkuyordum? Yani dünya mı vardı gönlümde? Yaşamaya mı sevdalanmıştım? Hiç ölmeyeceğimi mi sanmıştım? Gönlümde kimi saklamıştım ve kime saklamıştım gönlümü? Ya şimdi ölsem... Tam şuan... Ne olacaktı? Mahcubiyet mi hissedecektim yoksa sancı mı? Ne götürecektim bu dünyadan yanımda? Suç mu günah mı, acı mı? İstemsizce zihnimde yankılanan şu sorular ve yine kitaptan bir cevap: Korkuyordum ama öleceğimden değil, Allah'a mahcup olarak öleceğimden korkuyordum. Ölmek korkusu değil de ölüme hazır olamamak korkusuydu bu. Ve ben hiç hazır degildim buna. Son sayfalarında gözyaşlarımı tutamadım ve aklıma kitapta geçen şu cümle geldi: Yaş gözden aksa da gönülden gelir.
Sır: Aşıklar ÖlmezFatih Duman · Nesil Yayınları · 20153,106 okunma
Bir İntihar Çok Ölüm
10/10
·255 syf.··
2026 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2026 14:09
Bir İntihar Çok Ölüm ,yalnızca bir annenin ya da bir çocuğun hikâyesini anlatmıyor; sevginin eksildiği yerde insanların nasıl yarım kaldığını gösteriyor. Romanın en çarpıcı yanı da burada başlıyor zaten: Bir evin içinde aynı anda hem sevgi açlığı hem sevgi yorgunluğu yaşanabiliyor. Müsemma, Acibe, Nazenin ve Neriman namı diğer Tijen… Hepsi aynı hikâyenin başka türlü yaralanmış kadınları. “Biri ölünce arkada kalanlar yaşayabilir mi?” sorusu, kitap boyunca yalnızca fiziksel bir ölümü değil; sevgisizliğin insan ruhunda açtığı görünmez boşlukları da düşündürüyor. Çünkü bazı insanlar ölmeden önce eksiliyor, bazı çocuklar ise hiç görülmeden büyüyor. Romanın en ağır tarafı da bu görünmezlik hissi. Özellikle Acibe karakteri, yalnızca bedensel kamburuyla değil, ruhunda taşıdığı yükle hafızaya kazınıyor. “Kızımız kamburmuş. Herkes kambur doktor bey, baksana ben de kamburum. Sırtımızda çıkıntı yoksa yüreğimizde var.” cümlesi, kitabın bütün ruhunu özetleyen güçlü bir metafor gibi. Esra Kahya’nın dili son etkileyici. Bizden.Asla yabancı değil .Cümleleri okuru yormadan derine iniyor. Özellikle annelik, kadınlık ve aşk arasında sıkışan kadın karakterleri anlatırken büyük bir gözlem gücüyle yazıyor. Müsemma’ya öfkelenmek isterken durup düşünüyorsunuz; çünkü roman, insanı tek bir duyguyla yargılamaya izin vermiyor. Çocuğuna sevgisini esirgeyen bir annenin bile kendi içinde eksik bırakılmış bir tarafı olduğunu hissettiriyor. Belki de kitabın en güçlü yanı bu: Karakterlerini suçlamadan anlatabilmesi. Romanda annelik kutsal bir yerden değil, insanî bir yerden ele alınıyor. “Anne olmak istemedi hiç” gerçeğiyle yüzleştiriyor okuru. Bu yüzden kitap, alışılmış anne figürlerinden çok daha gerçek ve sarsıcı bir yerde duruyor. Bir yanda annesinin sevgisini çocuğundan saklayan bir kadın, diğer
Bir İntihar Çok ÖlümEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2026483 okunma
Eksik yaşanmış bir hayatın, ölüm döşeğindeki iç sesi
8/10
·112 syf.··
2026 19. kitabı
·
11 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2026 08:55
Romanın merkezinde yoğun bakımda yaşamla ölüm arasında gidip gelen yaşlı bir adam bulunuyor. Bedeni hastane yatağında giderek güçsüzleşirken zihni geçmişe dönüyor. Hastane odası burada sadece fiziksel bir mekân değil; aynı zamanda insanın kendi içine kapandığı bir alan gibi kullanılmış.Çocukluğu, gençliği, ailesi, sevdiği insanlar, kırgınlıkları ve sustuğu cümleler tek tek ortaya çıkıyor. Okur, onun geçmişini düz bir hikâye şeklinde değil; parçalanmış anılar, bilinç akışı ve iç konuşmalarla öğreniyor. Bu anlatım tarzı bazen rüya ile gerçeği birbirine karıştırıyormuş hissi veriyor. Yazarın vermeye çalıştığı temel düşüncelerden biri şu: İnsan hayatı boyunca bazı şeyleri erteler; sevgiyi söylemeyi, özür dilemeyi, kırgınlıkları çözmeyi… Ama ölüm yaklaşınca en ağır gelen şey yapamadıkları oluyor. Sorgulan duygular: “Bugün ölsem içimde en büyük eksiklik ne olurdu?” “Sevdiklerime söyleyemediklerim var mı?” Hayatın hiçbir anında hiçbir şeye geç kalmamanız dileğiyle arkadaşlar.Keyifli okumalar dilerim. Kitaplarınız ve gülümsemeleriniz bol olsun.
Ölümden Önce Hüzünden SonraCengiz Madenci · Potkal Kitap Yayınları · 20135 okunma
Puan vermedi·244 syf.··
2026 153. kitabı
Bana şiiri sevdiren Orhan Veli'nin Bütün Şiirleri kitabıyla geldim bugün. Lisede okumaya başladım Orhan Veli yi Hala aynı coşkun duygularla seviyorum.. Orhan Veli Kanık (1914–1950), modern Türk şiirinin en önemli figürlerinden biri ve Garip akımının kurucusudur. Şiiri kalıplardan, süslü anlatımdan ve ağır kelimelerden arındırarak "sokağın dilini" edebiyata taşımıştır. Bütün Şiirleri, Türk şiirinin en önemli kırılma noktalarından birini temsil eden bir eser. Orhan Veli Kanık bu kitapta yalnızca şiirlerini değil, şiire bakışını da ortaya koyuyor. Kitabın en güçlü yanı, şiiri gündelik hayatın içine taşımasıdır. Orhan Veli; sokaktaki insanı, vapuru, İstanbul’u, rakıyı, yalnızlığı, aşkı ve küçük mutlulukları süssüz ama etkileyici bir dille anlatıyor. O dönemin ağır, ölçülü ve sanatlı şiir anlayışına karşı çıkarak şiir herkes içindir düşüncesini savunuyor. Bu yüzden şiirlerinde konuşma dili kullanılmış. Okurken biri karşınızda oturup sohbet ediyormuş gibi geliyor sanki .. Ama bu sadeliğin altında büyük bir derinlik var . Büyük bir yalnızlık, ince bir mizah ve hayat karşısında kırılgan bir insan var. Orhan Veli şiiri yüksek bir sanat olmaktan çıkarıp insanın günlük nefesi hâline getiriyor. Ben sanat sanat içindir degil sanat halk içindir akımını savunurum her zaman .Bunun için de Orhan Veli benim için çok kıymetli bir şair. Seçmesi çok zor ama kitaptaki en sevdigim üç şiiri bırakayım buraya ... DEGIL Bilmem ki nasıl anlatsam; Nasıl, nasıl, size derdimi! Bir dert ki yürekler acısı, Bir dert ki düşman basına. Gönül yarası desem... Değil! Ekmek parası desem... Değil! Bir dert ki...Dayanılır şey değil... RAHAT Şu kavga bir bitse dersin, Acıkmasam dersin,
Tüm ŞiirleriOrhan Veli Kanık · Markasimetri Yayınları · 202331,4bin okunma
Reklam
Reklam