Seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
Yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm
Çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
Ellerine dokundun; sana inandı ölüm
O efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
Uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm
Akkor dudaklarından ağı düştü içime
Yollarında yürürken sanki insandı ölüm
Viran eylediğin gün yorgun hayallerini
Ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm
Bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
Bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm
Süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
Benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm
Her akşam tufanında harap oldu güneşim
Gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm
Sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
Dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm
Ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
Bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm...
Nurullah Genç
Bunlar hep râbıta-i mevti yeterince yapmadığımızdan Serkan Hoca’m…
Bir zamanlar kaldığım bir dernekte Risâle-i Nur okuyarak mütaala yapıyorduk arkadaşlarla. O gün de misafirdi kardeşim ve “Râbıta-i mevt” konusunu öğrenmişti. Birkaç gün sonra evde tartışınca “Râbıta-i mevt time” diyerek barışma adımını atmıştı bana… 🥲 Yüreğime dokunan bir andı… Ölümü hatırladıkça hayat her anlamda daha anlamlı çünkü hatırladıkça hayatımızı da ona göre şekillendirme gayretinde bulunabiliyoruz. 🌸 Hatırımıza sürekli getirmesek de ölümü, getirme gayretinde bulunmamız bizim iyiliğimize olacaktır. 🌷
FiSun
@Efsun_F
·
Ne garip değil mi? Her gün evden çıkarken tekrar geri döneceğimiz inancıyla hareket ediyoruz. Bu inanç ne kadar kuvvetli gözükse de bunu başaramayacağımız bir gün sonunda ortaya çıkıyor.
Gökten kayan yıldızlar
Acaba ben ölmüş olsaydım, yıldızların hangisi kayacaktı? Bilsem imanına tükürdüğümün yıldızlarından hangisi benimdir, vallahi göğe merdiven kurar, çiviyle onu göğe çakardım.
Fosforlu Cevriye
Suat Derviş
endlessfreedom endlessfreedom
Öncelikle Allah Tealanın selam ve kelamı hepinizin üzerine olsun değerli 1000 k okuyucusu endlessfreedom şunu diyor
Acaba ben ölmüş olsaydım, yıldızların hangisi kayacaktı kayan Türkiyenin ekseni
Türkiyenin yıldızıydı kahramanmaraş okul saldırısında 10 kişinin yıldızı söndü bu 10 kişi Türkiyenin en acı en ağır kaybı oldu peki biz durdurabildikmi gökteki yıldızların sönmesini engelleyebildik mi değerli
yazarlarımızdan Suat Derviş Bilsem imanına yıldızların hangisi benimdir, vallahi göğe merdiven kurar, çiviyle onu göğe çakardım bu Türkiyede sönmeden parlaması gereken bir yıldız değilmi
ancak zamansız gelen o çocuk ölümleri ben iman sahibiyim ben vicdanlıyım diyen herkesin gecesini zifiri bir karanlığa çeviriyor işte Kahramanmaraş deprem yarası sarılmadan o on kişinin yarası
matemi hepimizi sarsıyor yaşlar bitmiyor
saygıdeğer okuyucu endlessfreedom diyorki suat dervişten yaptığı alıntıda imanına tükürdüğümün evet ne diyordu şair zalimi ve zulmü sevme tükür celladın
yüzüne hepimizin başı sağolsun Allah rahmeti ile muamele etsin Maraşta 11 yaşında Almina Ağaoğlu vefat etti oysaki onun yıldızı gökyüzünde parlıyordu eğer sizin yıldızınız gökteki nice yıldızı karartıp engelliyorsa o yıldız zulümlerin sebebidir
Hayat sadece kıyam ve cihattan ibarettir
Hayatın tadını ancak ölümden kurtulanlar bilirler.
Siz Bir Alçaksınız!
Peyami Safa
endlessfreedom endlessfreedom
Değerli okuyucular Allahın selamı sizlere olsun Es selam Aleyküm ve Rahmetullah peyami safa Hayatın tadını ancak ölümden kurtulanlar bilirler der refah ve
seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm
yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm
çoğaldıkça çoğalan bir sevda ülkesinde
ellerine dokundun; sana inandı ölüm
o efsunlu, yağmurlu, hercai gözlerinden
uçan kelebekleri mutluluk sandı ölüm
akkor dudaklarından ağı düştü içime
yollarında yürürken sanki insandı ölüm
viran eylediğin gün yorgun hayallerini
ayrılıkla, hüzünle, aşkla sınandı ölüm
bir ömür vuslatını bekledi boynu bükük
bilmem ki aşk uğrunda neden kınandı ölüm
süründü yıllar yılı karanlık köşelerde
benim gibi kıvrandı, kahra dayandı ölüm
her akşam tufanında harap oldu güneşim
gece baygın bir rüya, gündüz hülyandı ölüm
sensizliğin en ağır fermanıydı içimde
dudaklarımdan sızan bir damla kandı ölüm
ölüm seni sevmektir bir celladın elinde
bilmem hangi yürekte böyle sultandı ölüm
Nurullah Genç
Cahit Zarifoğlu, sevgisini şöyle ifade etmiş bir sözünde..
“Çıktığım her yerin kapısını sert kapatmamla tanınırken, senin kapın çarpmasın diye arasına elimi koydum.”
Seni sevmenin zor olacağını biliyordum ilk andan bu yana.
Olmazlara meyletmemin sebebi güçlü oluşum değil, tuttuğunu koparan bir kadın oluşumdan değil.
Seni sevmenin zor olduğunu bile bile seçtim seni sevmeyi.
Bunu ben seçtim, sen bunlar için hiç zorlamadın beni.Bu seçimi ben yaptım dedin ya cevap veremediğim bi andı benim için ama üzerine çok düşündüm bunun.
İmkansız oluşun umurumda değildi aslına bakarsan,
Ne kadar yorulacağım başıma ne geleceğimi,
Neler yaşayıp neler yaşayamayacağım değildi mesele.
Her şeyin farkında olduğum halde sevdim seni.
Senin haberin yokken oldu her şey..
O tanıdık yüz çağırdı beni ve gelemem demedim içime.
Kendine gel saçmalama demek yerine zor olacağını bile bile aktı içim gözlerine.
Türlü bahanelerle geldim sana,
Bendim seni bu çıkmazın içine alan.
Eğer bir kabahatli aranacaksa bu aşkta tam olarak o kişi benim..
Saçma sapan bir saatte kitap önerisi almakla başladı her şey..
Sonrasında çözülmeyi bekleyen bir düğüm gibi çözüldü..
Sana ihtiyacım olduğunu hissettiğim o anda rehberde ilk seni aradı gözüm..
Geldin..
İlk o gün zora soktum seni.
Bana geldiğin ilk gün incittim seni.
Gidemem dedim seni burda böyle bırakamam dedim sen git dedikçe kal dedi gözlerin sabahı edemedim.
O ayazda bende seninle beraber üşüdüm ama gıkım çıkmadı..
Bile bile canı gönülden sevdim seni..
Sevmek istediğim için sevmedim,
Yanımda olduğun için sevmedim.
Yüreğim bi ateşteydi ama yüreğimi sarasın diye sevmedim.
Vazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu
Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu
Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu
Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu
Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında
Durup su içen develeri izliyordu arada sırada
Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.
Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu
Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu
Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi
Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi
Boynu, gümüş bir testinin boğazıydı sanki.
Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.
Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı
Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi