Ey yâr, bu mektubu aldığın demde Kara topraklara verdim kendimi... Her şey bana engel oldu âlemde,
Bir colkun nehirdim, yıktım bendimi.
Benim gönlüm doğuştan deliydi; Başka dünyaların şaşkın seliydi... Bunun böyle olacağı belliydi...
Her şey biter sel yerine döndü mü...
Dünya durmaz, bahar olur, kış olur, Belki senin gözün biraz yaş olur, Ben garibim, benim gönlüm hoş olur,
Sevdiklerim ayda yılda andı mı...
Yldız olur sana ışık tutarım.
Bülbül olur pencerende öterim. Yer altında belki rahat yatarım
Yer üstünde çektiklerim dindi mi...
Şimdi yaşamayı tatlı bulursun, Koşarsın, gülersin, tez yorulursun, Bir gün olur yine bana gelirsin
Deli gönlün yaşamağa kandı mı...
Ölülerin hayattan tek bek-lentisinin bu olduğunu fark ettim birden: Adının anılması. Kısacık bir hatıranın içinde bahsedilmek. Eski bir plaktan süzülen şarkıya mırıldanarak eşlik etmek kadar sımsıcak bir andı
Bakışlarını Kadir Tönge'ye çevirdi Timur. Son bir sevgi kırıntısı aradı. Bulamadı. Bu onu son görüşü değildi. Kadir Tönge etrafında olmaya devam edecekti. Ama bu an, Timur'un ona korkuyla baktığı son andı. Bu akşam ondan babalık beklediği son akşamdı. Timur içine bir mezar daha kazdı. Herkes ölüydü. İlk defa birini o mezara canlı canlı gömdü. Adına baba, dedi. Sadece baba
Barbaros sırtına okkalı bir sille indirip, "Tükür o ağzındakini," derken umursamadı. Bakışları pürdikkat sarı kafadaydı. Kendi içinde girdiği iddianın son adımıydı. Ya tarih olacaktı, ya tarih yazacaktı ya da bok olup toprağa karışacaktı. Kritik bir andı.
Barbaros ise çok başka bir evrendeydi. "Çabuk tükür o ağzındaki lokmayı," derken bir kere daha vurdu Zülfikar'ın sırtına. "Gidip kızın yaptığı tatlıyı tek seferde nasıl buldun, it?" Bir sille daha indirdi. "Yutma sakın. Çabuk tükür!"
Tükürmedi Zülfikar. Aksine çiğnemeye devam etti. Dışı sertti ama ısırdığı saniye dağılıyordu ağzında. Tatlıydı, yumuşacıktı. Dışındaki o sertlikten içinde eser yoktu. Lezzeti yayıldıkça yayıldı damağında. Tam o an evren durdu. Etrafındaki her şey yavaşladı. Duru ilerlemeye devam ederken bakışlarını yavaşça arkasına çevirdi. Direkt ona baktı. Birkaç tutam sarı saçı ensesindeki dağınık topuzdan firar ederek boynuna ve dudaklarına dolandı. Zülfikar o sarı saçların arasından ona tebessüm eden dudakları net bir şekilde seçmişti.
Bahis buraya kadardı, hesaplar kapanmıştı. Kaybeden oydu.
Gittin; dünya bir kafes, devâ mahpus, söz ketum
Gittin; çekildi suyu can nehrinin; kaldı kum
Doruklarda bahardın, derinde servi boylu
Muhabbet fedaisi, yiğit, cihangir soylu
Göklere yönelirdin gece gündüz, susardın
Zamana defineler verip mekânı sardın
Yetim kalmış çiçekler sana meftun bakardı
Yuvanda gülkurusu bakışların kokardı
Tenhâda çoğaltırdın gözlerini kimsesiz
Gözlerin başkaları için ağlardı sessiz
Bereket dağıtırdın çocukların kalbine
Sonbaharına erip döndürüldün Rabb’ine
Kör bakmayı bilmezdin; özde ruhun yanardı
Rüzgâr, yağmur ve güneş seni meczup sanardı
Şimdi yansın kapılar, pencereler kırılsın
Vadiyi sel götürsün, dağ ikiye yarılsın
Öncü bir kıyametten geçtiğin ândı ölüm
Sen rüyadan uyandın; senden uyandı ölüm