Son mektup
Ey yâr, bu mektubu aldığın demde Kara topraklara verdim kendimi... Her şey bana engel oldu âlemde, Bir colkun nehirdim, yıktım bendimi. Benim gönlüm doğuştan deliydi; Başka dünyaların şaşkın seliydi... Bunun böyle olacağı belliydi... Her şey biter sel yerine döndü mü... Dünya durmaz, bahar olur, kış olur, Belki senin gözün biraz yaş olur, Ben garibim, benim gönlüm hoş olur, Sevdiklerim ayda yılda andı mı... Yldız olur sana ışık tutarım. Bülbül olur pencerende öterim. Yer altında belki rahat yatarım Yer üstünde çektiklerim dindi mi... Şimdi yaşamayı tatlı bulursun, Koşarsın, gülersin, tez yorulursun, Bir gün olur yine bana gelirsin Deli gönlün yaşamağa kandı mı...
Sayfa 35 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Ölülerin hayattan tek bek-lentisinin bu olduğunu fark ettim birden: Adının anılması. Kısacık bir hatıranın içinde bahsedilmek. Eski bir plaktan süzülen şarkıya mırıldanarak eşlik etmek kadar sımsıcak bir andı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
seninle karşılaşıp solduğum andı ölüm yüzüne baktığında tutuşup yandı ölüm
Alıntı
Babalık
Bakışlarını Kadir Tönge'ye çevirdi Timur. Son bir sevgi kırıntısı aradı. Bulamadı. Bu onu son görüşü değildi. Kadir Tönge etrafında olmaya devam edecekti. Ama bu an, Timur'un ona korkuyla baktığı son andı. Bu akşam ondan babalık beklediği son akşamdı. Timur içine bir mezar daha kazdı. Herkes ölüydü. İlk defa birini o mezara canlı canlı gömdü. Adına baba, dedi. Sadece baba
Şekerpare
Barbaros sırtına okkalı bir sille indirip, "Tükür o ağzındakini," derken umursamadı. Bakışları pürdikkat sarı kafadaydı. Kendi içinde girdiği iddianın son adımıydı. Ya tarih olacaktı, ya tarih yazacaktı ya da bok olup toprağa karışacaktı. Kritik bir andı. Barbaros ise çok başka bir evrendeydi. "Çabuk tükür o ağzındaki lokmayı," derken bir kere daha vurdu Zülfikar'ın sırtına. "Gidip kızın yaptığı tatlıyı tek seferde nasıl buldun, it?" Bir sille daha indirdi. "Yutma sakın. Çabuk tükür!" Tükürmedi Zülfikar. Aksine çiğnemeye devam etti. Dışı sertti ama ısırdığı saniye dağılıyordu ağzında. Tatlıydı, yumuşacıktı. Dışındaki o sertlikten içinde eser yoktu. Lezzeti yayıldıkça yayıldı damağında. Tam o an evren durdu. Etrafındaki her şey yavaşladı. Duru ilerlemeye devam ederken bakışlarını yavaşça arkasına çevirdi. Direkt ona baktı. Birkaç tutam sarı saçı ensesindeki dağınık topuzdan firar ederek boynuna ve dudaklarına dolandı. Zülfikar o sarı saçların arasından ona tebessüm eden dudakları net bir şekilde seçmişti. Bahis buraya kadardı, hesaplar kapanmıştı. Kaybeden oydu.
Gittin; dünya bir kafes, devâ mahpus, söz ketum Gittin; çekildi suyu can nehrinin; kaldı kum Doruklarda bahardın, derinde servi boylu Muhabbet fedaisi, yiğit, cihangir soylu Göklere yönelirdin gece gündüz, susardın Zamana defineler verip mekânı sardın Yetim kalmış çiçekler sana meftun bakardı Yuvanda gülkurusu bakışların kokardı Tenhâda çoğaltırdın gözlerini kimsesiz Gözlerin başkaları için ağlardı sessiz Bereket dağıtırdın çocukların kalbine Sonbaharına erip döndürüldün Rabb’ine Kör bakmayı bilmezdin; özde ruhun yanardı Rüzgâr, yağmur ve güneş seni meczup sanardı Şimdi yansın kapılar, pencereler kırılsın Vadiyi sel götürsün, dağ ikiye yarılsın Öncü bir kıyametten geçtiğin ândı ölüm Sen rüyadan uyandın; senden uyandı ölüm
Edebiyat