Nietzsche'nin artık akmasına izin verdiği gözyaşları, kitap boyunca olması beklenen andı sanki. O gözyaşları, ektiği düşünce tohumlarını hem besledi hem çürüttü. Gururlu, inatçı, katı fikirleri olan Nietzsche yıllarca içinde sakladıklarını doktoru, hastası, dostu olan Breuer'e anlatmaya başladığında çözülemeyen düğümler yavaş yavaş çözülmeye başladı.
Ümitsizlik içerisinde olan Nietzsche ve onun tedavisinin üstlenen doktor Breuer'in, bir hasta-doktor ilişkisinden rolleri değişerek doktor-hasta ilişkisine ve oradan da iki samimi dost ilişkisine uzanan sürecin anlatıldığı psikolojik- felsefik kitap, ikilinini okumaya doyamayacağınız aynı zamanda sizi derin düşüncelere iten fikirleriyle, tartışmalarıyla, sohbetleriyle geçiyor. Tüm karakterler gerçekte var olan karakterler olduğu için Nietzsche’nin felsefesini öğrenmek, dönemin önemli insanlarını tanımak, onların fikirlerini ve çalışmalarını öğrenmek için güzel bir başlangıç kitabıydı benim için. Yazar, kurmaca ile gerçekliği ustalıkla harmanlarken karakterlerin gerçek hayattaki görüşlerine, yaşantılarına da sadık kalmış. Nietzsche ve Bruer ikilisinin yanında Freud ve Lou Salome gibi önemli isimler de kitaba eşlik ediyor ve tüm karakterlerle birlikte varoluş, hayat, ölüm, zaman, özgürlük, yalnızlık, aşk, ümitsizlik, korkular, kader, inanç, hakikat gibi önemli konuları derinlemesine işliyor yazar. Çoğunlukla Nietzsche’nin felsefi görüşleri üzerine temellenen seanslarda amor fati, üst insan, ebedi yineleme gibi bir çok görüş derinlemesine anlatılıyor. Ben Nietszche'nin bu görüşlerin bir kısmını beğenmekle beraber bazı görüşlerine de katılmadım. Ayrıca Nietsczhe'nin kendi içinde çelişen görüşleri olduğunu düşünüyorum, hem yalnız kalmak isteyip hem de yalnızlıktan kurtulma isteği gibi. Özgürleşmeye çalışırken kendi özgürlük