Karanlık Bir Mağaradan İdealler Dünyasına
Puan vermedi·372 syf.··
2026 107. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 07:15
​Bazı kitaplar vardır; kapağını kapattığınızda odadaki sessizlik büyür, içinizdeki o eski, tanıdık sızı derinleşir. Platon’un yüzyıllar öncesinden bugüne fısıldayan Devlet i benim için sadece bir felsefe metni ya da ütopik bir sistem tasarımı değil; insanın kusursuzluğa olan o çaresiz, özlem dolu ve bir o kadar da hüzünlü yürüyüşünün hikayesidir. Kitabı her elime aldığımda, ideal olanın güzelliği ile elimizde kalan dünyanın acımasız gerçekliği arasındaki o devasa uçurumun ağırlığını hissederim. ​Platon, hocası Sokrates’in adaletsizce idam edilişinin o soğuk gölgesinde inşa eder bu eseri. Belki de bu yüzden, satır aralarında hep kaybedilmiş bir adalet duygusunun, kırılmış bir kalbin yasını bulurum. ​Eser, temelde Adalet nedir? sorusunun peşine düşerken, aslında insan ruhunun dehlizlerine iner. Platon, toplumu ve devleti anlatırken aslında bizi, yani insanı anlatır. Ancak insan, kendi içindeki karanlıkla yüzleşmekten o kadar korkar ki... Kitapta beni en çok sarsan, o hepimizin bildiği ama her okuduğumda içimi yeniden sızlatan o meşhur alıntıdır: ​Karanlığa alışan gözler, güneşi gördüklerinde önce kör olurlar; sonra o ışığa feryat ederler. ​Bu cümle, insanlığın ortak trajedisinin en yalın özetidir. Bizler, kendi mağaralarımıza, kendi uydurduğumuz yalanlara ve zincirlerimize o kadar alışmışız ki, biri çıkıp bize gerçeği, saf sevgiyi ya da mutlak adaleti gösterdiğinde ona teşekkür etmek yerine nefret kusarız. Işık canımızı yakar. Tıpkı Sokrates’i ölüme gönderen o kalabalık gibi, bugün de kendi konforlu karanlığından çıkmak istemeyen insanlığın hüznü çöker satırların üzerine. ​ ​Platon’un ideal devletinde yönetici olan Filozof Kral figürü, dışarıdan bakıldığında ihtişamlı görünse de, aslında muazzam bir yalnızlığın sembolüdür. Bilmek, görm canını yakar
1000Kitap
DevletPlaton (Eflatun) · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201932,8bin okunma
Odanın Ortasına Oturan Bir Cehennem.
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 142. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 23:22
Yazıya nereden başlasam bilemiyorum. Akşam saat beşten beri kitap elimde; yarım saatte bir açıp okuyorum, dayanamayıp kapatıyorum, sonra yine elime alıyorum. Belli ki bu gece bitireceğim. Beni az çok tanıyanlar bilir; 19. yüzyıla, Rönesans dönemine ve özellikle de İkinci Dünya Savaşı’na acayip bir ilgim var. Nazi Almanyası’nın o tıkır tıkır işleyen bürokratik deliliğini, toplama kamplarının arkasındaki lojistiği, kimin hangi cephede ne hamle yaptığını hemen hemen ezbere bilirim. Konunun külliyatına bu kadar hakimken, bu kitaba bu kadar geç başlamış olmak kendime kızdım. Ama iyi ki de şimdi okumuşum. Gerçek edebiyat insanı her zaman, ne yapıp edip bir yerinden yakalıyor ve kazanıyor zaten. Bu kitapta da tam olarak bu oldu. Gece’de hiçbir süslü dil, edebi bir şov ya da ağdalı tasvirler yok. Canımı en çok yakan, beni sarsan da bu çıplaklığı oldu. Kitap bağırmıyor, sadece fısıldıyor. Çünkü bunca zaman okuduğum o tarih kitapları, belgeler, rakamlar bir noktadan sonra insanı hissizleştiriyor. "Toplama kampı" diyorsun, gaz odası diyorsun ve geçiyorsun. Ama Wiesel seni o buz gibi gerçekle baş başa bırakıyor. Kitapta kampa ilk adım attığı gece tanık olduğu o sahne zihnimden çıkmıyor mesela: Kamyonlardan o koca ateş çukurlarına dökülen, diri diri yakılan o küçücük çocuklar, bebekler... İnsan bunu okurken bildiği tüm o teorik bilgileri, stratejileri unutup kalakalıyor.Tam o anı anlatırken kitapta geçen şöyle bir cümle insanın içine işliyor; "O geceyi, kamptaki ilk gecemi asla unutmayacağım; hayatımı yedi kez kilitlenmiş tek bir uzun geceye dönüştüren o geceyi. O dumanı asla unutmayacağım. Küçük çocukların bedenlerinin sessiz bir gökyüzü altında alevlere dönüşmesini asla unutmayacağım. İnancımı sonsuza dek tüketen o alevleri asla unutmayacağım." İşte bu yüzden kitabın adı Gece.
GeceElie Wiesel · Koridor Yayıncılık · 20242,025 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı
Puan vermedi·320 syf.··
2026 29. kitabı
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı Nazi Almanyasında Yahudilerin toplama kamplarına ve gettolara naklinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Buenos Airesin kenarı mahallelerinden birinde yakalandı ve İsrail’e getirildi 11 Nisan 1961’de Kudüs bölge Mahkemesi’ne çıkarıldı ve 15 ayrı iddia ile suçlandı başkalarıyla birlikte nazi rejiminin başından sonuna kadar özellikle ikinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi halkına karşı suçlar insanlar karşı suçlar işemişti Türkiye’de totalizm üzerine çalışmalar ile tanınan ünlü siyaset bilimci Hannah Arend bu kitabında nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudilerin toplama kamplarında önüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Otto Adolf Eichmann Kudüs’teki yargılama sürecini ele alıyor Yahudi soykırımının mimari olarak sunulan Adolf Eichmann sadist bir canavardan ziyade hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğunu dikkat çeken Arend özellikle düşünme ve muhakeme iletişimin kaybolması ile birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor. Arend ,Adolf Eichmann'ın davasını The New Yorker dergisi için takip ederken geliştirdi ve daha sonra bunu Eichmann Kudüs'te adlı kitabında derinleştirdi. Arendt davanın başına gittiğinde, milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına gönderilmesini (lojistiğini) organize eden Eichmann'ın "sadist bir canavar" ya da "psikopat bir nefret figürü" olmasını bekliyordu. Ancak mahkeme salonunda karşılaştığı figür tamamen farklıydı. Kitap , Soykırım sürecini de başlık başlık ele almış özellikler3-13 arasın bölümler Soykırım’ın nasıl planlandı nerede ne şekilde hayata geçirildiği konusunda net bilgiler sunmaktadır örneğin İlk çözüm olarak Yahudiler sürgün etmek düşünürken ikinci çözüm olarak Yahudiler bir merkezli toplamak ve nihai çözüm olarak da öldürmeyi planlıyorlar Soykırım sadece
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022989 okunma
Puan vermedi·50 syf.··
2026 141. kitabı
Fransız Devrimi'nin o kanlı ve acımasız gölgesinde, ölüme mahkûm edilmiş iki sevgilinin zindandaki son saatlerinde filizlenen o saf ve ölümsüz aşkını boğazım düğümlenerek okudum. Stefan Zweig, hapishane duvarları ardındaki çaresizliği ve her şeye rağmen pes etmeyen insan onurunu, o kendine has muazzam psikolojik derinliğiyle kalbime işledi. Savaşın ve nefretin ortasında bile umudun nasıl yeşerebileceğini gösteren, kısacık ama etkisi çok uzun süren sarsıcı bir başyapıttı.
Lyon'da DüğünStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202139bin okunma
10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 80. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 17:55
Kitabın en özel yanlarından biri,Türkan Saylan’ın ölümüne yakın bir zamanda bizzat Ayşe Kulin’i çağırarak bu kitabı yazmasını vasiyet etmesidir.Kulin,bu vasiyete sadık kalarak,elimizdeki kuru bir biyografi değil; mektuplarla,iç döküşlerle zenginleşmiş, adeta Türkan Hanım'la karşılıklı dertleşiyormuş hissi veren çok güçlü bir edebi eser çıkarmış.Ayşe Kulin, kronolojik bir hayat hikayesi anlatmak yerine anlatımı mektuplarla zenginleştiriyor. Türkan Saylan’ın ortaokul yıllarından beri en yakın dostu olan Gökşin ile yazışmaları, okuyucuya onun en yalın,en maskesiz ve insani halini gösteriyor.Yazarın dili son derece sade, akıcı ve ajitasyondan uzak. Kulin,Türkan Saylan’ı hatasız bir azize gibi kutsallaştırmak yerine;hayal kırıklıkları, evliliklerindeki sancılar,bir anne olarak duyduğu özlemler ve içsel yalnızlıklarıyla, yani tüm kırılganlıklarıyla etten kemikten bir insan olarak resmediyor.Bu da karakterle kurduğumuz bağı çok daha güçlü kılıyor.Kitabın en çarpıcı bölümlerinden biri,Türkan Saylan’ın toplum dışına itilmiş,adeta ölüme terk edilmiş cüzzam hastaları için verdiği mücadeledir.Dönemin Türkiye'sinde kimsenin dokunmaya bile cesaret edemediği bu insanlara sadece tıbbi değil,muazzam bir insani şefkatle yaklaşmıştır.Anadolu'yu köy köy gezerek önyargı duvarlarını yıkışını okurken,bir hekimin ideallerine nasıl âşık olabileceğine şahit oluyoruz.
TürkanAyşe Kulin · Everest Yayınları · 20186bin okunma
Puan vermedi·220 syf.··
2026 4. kitabı
Seninle konuşmak istiyorum; yaşadıklarını ,sevinçlerini, mutluluklarını, hüzünlerini merak ediyorum. Belki bende sana ,hayatta ne kadar mutlu olduğumu anlatırım,belki "yaşamak "denen mecburiyetin ,zorluklarını anlatırım. Keşke, elimde olsaydı,hepsini senin ile yaşayabilseydim şimdi konuşalım,iki arkadaş,dost gibi ,yoksa bu bekleyişin sonu yok ,her gün ölüme yaklaşıyoruz ve böyle seninle konuşmadan yaşamak istemiyorum. Konuşalım.....
Hayat HanımAhmet Altan · Everest Yayınları · 20212,547 okunma