Elif Sude Omay

XIX. yüzyılın ilk yarısında ceza sistemine sıklıkla yöneltilen eleştiri (hapishane yeteri kadar cezalandırmamaktadır: tutuklular daha az aç kalır, daha az üşürler, sonuç olarak fakirlerin veya işçilerin çoğundan daha az aç yoksunluk çekerler), aslında hiçbir zaman yok edilemeyen postülayı işaret etmektedir: bir mahkumun diğer insanlardan daha fazla acı çekmesi adildir. Ceza ek bir fiziki acıdan ayrılamamaktadır. Bedene ulaşmayan bir ceza nedir ki?
Sayfa 19·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bedene yönelik müdahale de XIX. yüzyılın ortasında da tamanen çözülmüş değildir. Ceza kuşkusuz bir acı çektirme tekniği olarak artık eza üzerinde merkezlenmemektedir; esas nesnesi bir mala veya bir hakka yönelik hale gelmiştir. Fakat zorunlu çalışma veya hatta hapis -tam bir özgürlükten mahrumiyet- gibi bir ceza, hiçbir zaman bizzat bedenin kendini hedefleyen ek bir ceza olmadan uygulanmamıştır: gıda tayınlaması, cinsel yoksunluk, dayak, hücre. Acaba bu, kapatmanın istenmeyen, ama kaçınılamayan bir sonucu mudur?
Sayfa 18·Kitabı okudu
Düşünce
Adaletin mahkumların bedenlerine müdahale etmesi ve ulaşması hala gerekiyorsa da, bu artık çok daha derli toplu kurallara göre olacak ve "daha" yüksek bir amacı hedefleyecektir. Bu yeni tutumun etkisiyle, anatomi üzerinde oynayarak azap çektiren celladın yerini koskoca bir teknisyenler ordusu almıştır: gözetmenler, hekimler, papazlar, psikiyatrlar, psikologlar, eğitmenler; bunlar yalnızca mahkumun yanındaki varlıklarıyla, adaletin ihtiyaç duyduğu methüsenayı ona yapmış olmaktadırlar; beden ve azabın cezalandırmaya yönelik eyleminin nihai amaç olmadığı konusunda ona güvence vemektedirler.
Sayfa 13·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce

Elif Sude Omay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·214 syf.·
2022 102. kitabı
Yakup Kadri Karaosmanoğlu
8.4/10 · 54,6bin okunma