Görünen şeylerin dış yüzünün altında neler yatıyordu böyle? Koyu renk gözlük, bir beyaz şapka, kimliğimi bu kadar çabuk bozabiliyorsa, gerçekten kim kimdi?
Sen, eğitilmiş budala zencinin birisin, oğul. O beyazların gazeteleri, dergileri, radyoları, sözcüleri vardır kendi fikirlerini yayacak. Dünyanın bir yalan söylemesini istiyorlarsa, onu o kadar güzel söylerler ki, gerçek olur o ve ben onlara senin yalan söylediğini söylersem, sen gerçeği söylediğini ispat etsen bile onlar bütün dünyaya yayarlar senin yalan söylediğini. Çünkü onların duymak istedikleri cinsten bir yalandır bu...
‘’ Sen hiç kimse değilsin, oğul. Sen yoksun; göremiyor musun bunu? Beyazlar herkese ne düşüneceklerini kendileri söylerler...
Görülmezim, anlıyor musunuz, sırf insanlar beni görmek istemedikleri için görülmezim. Tıpkı sirklerde gördüğünüz bedensiz başlar gibi, sert, çarpıtıcı camdan yapılmış aynalar çevirmiş sanki etrafımı. Bana yaklaştıklarında yalnızca çevremdekileri, yani kendilerini, ya da hayallerinde uydurdukları şeyi görürler; herşeyi, en küçük şeyi görürler de beni görmezler.
Kendimize benzeyenleri arayıp bulmak isteriz. Bize benzemeyeler bizi tedirgin eder. Onlarla iletişim kurmak istemediğimiz gibi, bunu nasıl yapacağımızı bile bilemeyiz. Ne var ki kendi sürümüzün içindeki beraberlik, aynılığın biteviye yinelenişidir, bitmeyen bir nöbetin tekrarıdır. Teklik düzenini empoze ederiz. Herkesin aynı biçimde düşünmesini ve davranmasını isteriz. Biraz bireysellik, benzersizlik gösterenlere tahammül edemeyiz. Canımız sıkılsa bile gruba boyun eğeriz.
Davranışlarımızın çoğu konusunda, türümüzün yok olmasını sağlayacak bir yol izlediğimiz söylenebilir. Çağımızın standart apartman dairesi birimi bunun bir örneğidir. İçgüdüsel davranışın ürünü olan bir kuş yuvası bile, dünyanın dört bir yanında inşa edilen blok apartmanlara kıyasla daha çok çeşitlilik içeriyor, doğal çevreden yararlanmayı daha iyi beceriyor.