Çünkü varacağı yere nasıl olsa varırdı insan. Ama o böyle üşümüş, böyle yorgun, gene de içinde yenice tutuşmuş bir alevin sıcaklığıyla ancak bir kez çıkacaktı yola. Bundan ötürü dönüşü geciktirmek gerekti.
Grenouille hayran olmuştu bu işleme. Eğer ömründe, içinde hayranlık -tabii ki dışarıdan görülebilecek cinsten değil, gizli, soğuk bir alev gibi yanan bir hayranlık- uyandıran bir şey olmuşsa, o da bu yöntemdi, ateşle, suyla, buharla, bir de ustaca yapılmış bir aygıtla nesnelerin içindeki koku veren ruhu çekip almak. Bu kokulu ruh, bu uçucu yağ zaten içlerindeki en iyi şeydi, tek onun için ilgileniyordu nesnelerle. Geriye kalan fasa fisoydu: Çiçekler, yapraklar, kabuk, meyve, renk, güzellik, canlılık, daha her ne fazlalık varsa umurunda değildi. Bunlar yalnızca kılıftı, safraydı. Çöpe atılacak şeylerdi.
Hiçlikten bu kadar korkmamız ya da yaşamayı bu kadar çok istememiz ancak ve ancak bizim bu yaşama isteğinden başka bir şey olmadığımız ve ondan başka bir şey bilmediğimiz anlamına gelir.