"Ne gülüyorsun?" demiş Horatius "Anlattığım senin hikayen."
Herkesin bir başkasının hayatını arzuladığı, kimsenin kendi hayatından memnun olmadığı bu dünyada insanlar bir başkasının kusurlarına gülerken aslında aynı kusurların kendinde olduğunu fark etmez. Halbuki ne gülüyorsun ? Anlattığı senin hikayen.
Ölümlü bir kadından çocuklar peydahlayan bir tanrı; artık çalışmamaya, artık yargılamamaya, eli kulağındaki kıyamet gününün alametlerine dikkat etmeye çağıran bir bilge; bu masumu temsilci kurban olarak kabul eden bir adalet; havarilerinden kendi kanını içmelerini isteyen biri; dualar ve mucizeler; bir tanrıya karşı işlenen, bir tanrı tarafından bağışlanan günahlar; ölüm kapısından geçilerek varılacak bir öteki dünyadan duyulan korku; çarmıhın amacını ve aşağılanmasını artık bilmeyen bir çağda simge olarak çarmıh biçimi — nasıl da korkunç, nasıl da kadim geçmişin mezarından çıkmış gibi geliyor tüm bunlar bize! Böyle bir şeye hâlâ inanıldığına inanmalı mı?
"Kralları yok etmek istiyorum. Halk yaşayacak."Mustafa Kemal Atatürk
Atatürk, Voltaire'in bir kitabının kenarına bu cümleleri karalamıştır. Bir adamın kitap okurken bile aklından koskoca bir ülkenin kaderini çizmesi ve yapacaklarını tereddütsüzce kazıması olağanüstü değil mi ?
Atatürk'ün bu notu düştüğü metni de aşağıya Türkçeye çevirerek yazıyorum.
“Fetih hakkımı fazlasıyla ileri götürdük;
Artık kılıç gizlensin, ölüm dursun istiyorum:
Mağlup olanlar bundan sonra nefes alabilsin.
Korkuyu ben gönderdim, şimdi barışı getiriyorum.
Krallar soyundan birinin ölümü öcüm için yeterlidir.
Kendi kanında boğalım o uğursuz tohumları,
Sürekli komplo ve isyanlar doğuran,
Bir prensin hayaletiyle halkları kışkırtan.
Ailesi yok oldu: O hâlâ yaşıyor; o da gitmeli.
Ben yalnız krallarla savaşırım; halkım yaşamalı.
Artık bu büyük anıtları sakatlamayı bırakın.”
AthalieJean RacineVoltaire
Soğuk bir kış gününde, bir grup kirpi, üşümemek için birbirine yaklaşmaya çalışır. Ama çok yaklaştıklarında, dikenleriyle birbirlerini acıtırlar. Geri çekilirler… Fakat uzaklaşınca da soğuktan üşürler. Bu yüzden, ne çok yakın ne çok uzak olacak bir mesafeyi bulmaya çalışırlar.
Bu hikaye Parerga ile ParalipomenaArthur Schopenhauer aittir.