Ah Yarabbim, dünle bugün... Hayat o hayat, manzara o manzara, güneş yine eski güneş, sema yine dünkü sema... fakat her taraf bugün nasıl nur ve berrak, her taraf nasıl gülüyor, her şey, her taraf nasıl pürneşe... Çünkü ah Yarabbim, çünkü dün yalnız seviyordum... Bugün biliyorum ki seviliyorum...
Tepeye tırmandığımı zannederken aslında bayır aşağı koşmak. Tam böyleydi durum. İnsanların gözünde giderek yükselirken, aynı anda hayat da benden o kadar eksiliyor, ayaklarımın altından çekilip gidiyordu.
Önemli olan elin ağır olup bırakıldığında düşmesi değil. Önemli olan, yüreğin ve nabzın susması da değil. Önemli olan o elin hayattayken cömert ve doğru oluşu, yüreğin cesur, sıcak ve yumuşak oluşu ve bir erkeğe yakışır biçimde atmasi.
Merhamet! Merhamet! Belki de beni affedecekler. Kral bana kızgın değil. Gidip avukatimi bulsunlar! Çabuk avukatimi çağırın! Kürek mahkumu olmak istiyorum. Beş ya da yirmi yıl yahut omzumu kızgın demirlere daglayip ömür boyu kurege mahkum etsinler. Ama hayatımı bagislasinlar.
Bir kürek mahkumu yürür, gider gelir, güneşi görmeye devam eder.