“Riley—”
“Nathan—”
We both stop and laugh. Omg, this is awkward. I have to get the words out now before they’re lodged in my throat forever.
“I’m totally crazy about you,” I blurt out, and lean back to gauge his expression. His eyes crinkle at the corners and he doesn’t try to stop me, so I push on. “I have been for…I don’t even know how long. You’re going to homecoming with Sophia, and I don’t know what that means for us, but I need you to know that I’m out of my mind over you.”
The last sentence comes out in a rush and I swallow hard, my nerves about to snap and unravel.
Nathan cocks his head. “You stole my speech. I’m out of my mind over you.”
Ortaklığımızın başlarında soluğumu kesen bir ayrıntı da şu olmuştu: Bir kitabı bitirdiğinde çöpe atıyordu. Çöpe! Ben ki her zaman kitaplara tapmışımdır! Bu basit hareket, felsefesinin özetiydi - yakında benim de felsefem olacaktı: Önemli olan tek şey eylemdir.
Bir şeye inanıyorsan, eyleme geçmen gerekir. Eylemden söz etmekle yetinmek, henüz yapılmamış tablolar üzerine böbürlenmek gibidir. En korkunç davranış.
"Öldüğümde birilerinin, şu uzak ve korkunç akrabalarımdan birinin, etimi karaborsada satacağını biliyorum. Bu yüzden sigara ve içki içiyorum, etimin sert olması ve kimsenin ölümümün keyfini çıkaramaması için."
Sigarasından kısa bir nefes alıyor ve, "Bugün bir kasabım ama yarın sığır olabilirim," diyor.