Karanlık bir şehrin Sokak lambası gibidir ömür.. Birilerini aydınlatmak için, Kendini yakarsın..! Işığın altından geçenler.. Görmezler bile seni.. Sen ancak yandığınla kalırsın..!!!
Ömür denilen o şeye ithafen…..
bir zamanlar kendimi bulunmaz hint kumaşı sanmıştım. kaç metredir benim yokluğum? benden daha çok var sanmıştım. benim yokluğumda dünyaya bir elbise çıkar sanmıştım. Didem Madak 🪴🪴
Alıntı
Reklam
17 yıl boyunca yaşadığı mahallede, ev sınırlarının dahi dışına çıkmasına izin verilmemiş. İlk özgür hissedişi, Tıp Fakültesine gitmek için Beyazıt tramvayına binişi... Hemen bir tıp rozeti alıp iliştiriyor yakasına, ömür boyu da en değerli takım o oldu diyor. Çünkü ilk ortaokul yıllarında başlamış doktorluğu hayal etmeye, üstelik gayet net bu konuda; köy doktoru olmak istiyor. Daha okurken evleniyor. İlk oğlunu dünyaya getirince ilk büyük hastalık, tüberküloz. İkinci oğlunda ikinci defa, ve bu sefer kemiklerine yayılmış. Tam 8 ay yüzüstü yatması gerekiyor. Üstüne 2 yıl boyunca da demir korse giymesi...O demir korse üstündeyken aslanlar gibi sınavları verip mezun oluyor. 1958 yılında, ilk oğluna hamileyken hayatının dönüm noktasını yaşıyor. Cüzzamlılar Pavyonunu görünce! Gencecik, hamile bir kadın, o görüntüye arkasını döneceğine isyan ediyor, o insanlara böyle davranmaya ne hakkımız var diye... O an hayalini kuruyor Lepra Hastanesinin. Ne parası ne gücü var, ama işte "inanç" denen o kuvvet içinde! Bu ülkede cüzzamlılara ilk "eliyle" dokunan doktor o. Önce Cüzzamla Savaş Derneğini kuruyor. 1977de ise hayalini gerçekleştiriyor, Lepra Hastanesi! Öncelikle orada çalışacak doktor ve hemşire bile bulamıyor, korkuyor herkes çünkü. Devletten yardım filan hak getire... "Parasızlık, imkansızlık değil, bahanedir" diyor. Kendisi diğer hastane personeliyle bir olup dikiş makinesinin başına oturup nevresimler dikip kermeslerde satıyor, kullanılmayan sigara filtrelerinden yastıklar yapıyor satıyor gelir olsun diye... Umutsuzluk kitabında yok. "Ömür boyu hep sıfırdan başlamaya hazır hissettim kendimi" diyor, "Başıma en kötü ne gelebilir; tıp diplomamı elimden alırlar. Ee ne var, gider yeniden mezun olurum" Kız çocuklarını okutmak için gayretlerini hepimiz biliyoruz. Ama ya
İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana Ataol Behramoğlu
Az uzak az kırgın Biriken tuz, biriken şeker Sürüyle kendini getiren günler Ne eski hatırlar ne gittiğin yol; Çabuk çabuk Kendini bir ömür böyle böyle iter Ali İhsan Konuklu
toprak kokusu
Düşünmek bile hasret bırakır insanı, Kaçırırsın hayat denen senden hızlı gideni. Bir sihirbaz değilsen zor anlarsın Olup biteni, görüneni, gizleni. Toprak kokusu beklerken son menzilde seni, Altından yapsan ne olur kefeni? Ömür dediğin bir nefeslik misafirlik, Ne alıp götürebildin ki kendinle kendini? Koza olmak kolay mı Kelebeğin güzelliğinin yanında? Ne saklıdır içinde, ne fırtınalar kopar Sessiz kalan gönlünde. Eğer biraz vicdan varsa damarında, Acıyı taşırsın en derin yerinde. Kanın aksa da belli etmezsin bazen, Yaşarsın bütün kederini kendi içinde.
Şiir
Reklam
Reklam