Aramak... Ömür boyunca aramak... Yalnız seni aramak... Paslı teneke kutularda, küf kokan dolaplarda, çerçevelerde, tenhalarda, ağaç diplerinde, sonra vapurlarda, trenlerde hep seni aramak. Belki bu şehirde değilsin. Ne çıkar? Seni arıyorum ya. Belki de aynı sokakta evlerimiz, sabahları beni görüyorsun işime giderken. Sonra akşamı bekliyorsun, alacakaranlığı... Beni bekliyorsun ya da bir başkasını…
"Sabrımın selamı var sana, iki gözüm.”
"Ne diyor?”
"Ben evliya değilim, diyor. Zaten yeterince beklemiş, bu ateş gözlü ceylan avlanacak,haberi yok,diyor.”
“Ateşten değil benim gözlerim.”
"Daha kötü. Kehribar senin gözlerin. İçine düştün mü bir daha kurtulmanın imkanı yoktur. Bir ömür hapsolursun.”
Özlemek bir ömür sürse de yas tutmanın bir sonu olduğunu anladım o gün. İçimdeki acı sağalmış, yerini yabancısı olmadığım tanıdık bir boşluğa bırakmıştı.
Yalnızlık duygusuna...