Puan vermedi
Yazarın kalemine aşina biri olarak,bu eseri de büyük keyifle okudum.Yine manevi yönden dopdolu bir eserdi.Yazar gayet sade ve net bir şekilde duayı ve kapsamlarını biz okuyucuya aktarmış.16 bölümden oluşan eserdi, duayı derinlemesine anlarken, gücünü de yeniden keşfediyoruz adeta. Dua insanin yaratıcısı ile kurduğu en büyük bağdır.Nitekim Mü'min 60.ayetinde Rabbimiz şöyle buyurur:"Bana dua edin,size cevap vereyim"Burada duanın gücünü anlıyoruz.Dua insanın en büyük sermayesidir.Rabbimiz sınırsızdır, insanoğlu ise sınırlıdır.İnsan unutsa da Rabbimiz unutmaz.Dua bu farkın ayrımına varmaktır.İnsanoğlu ben yapamam dediğinde,rabbine sığınmaktan başka çaresi yoktur.İnsanın narin fıtratı ve kırılgan yapısı nedeniyle duaya fazlası ile ihtiyaç duyuyor aslında.Dua ,kendi güç ve kapasitemize bel bağlamaktan vazgeçip, işimizi ilahi iradaye teslim ettiğimiz noktadır.İnsan duasıyla rabbine döndüğünde ilahi imkan ve hazinelerle de buluşmuş olur.Dua kulun acizliğini ve muhtaçlığını ilan ederek Allah'a yaklaştığı bir ibadettir.Bu yönüyle asıl istikamet dünyevi değil manevi ve uhrevidir.Bu sebeple insan bazı şeylere muhtaç olduğunu unutmamalı,manevi heybesini de rabbine dönerek doldurmalıdır. İlahi emirlere itaat etmekle, duanın kabulü arasında bağlantılar vardır.Emirler Allah'tan insanadır,dualar insandan Allah'a dır.Bu karşılıklı iki akıştan çıkarılan sonuçlardan biri de emre itaatin kuvvetli olmasının duanın kabul durumunu güçlendireceğidir.Pek çok ayette bu konuya değinilmiştir.Ayrıca dualarımızın kabul olmasıyla başkalarından bize ulaşan yardım taleplerine nasıl yaklaştığımız arasında da kuvvetli ilişkiler vardır.Allahtan bir dilekte bulunurken, başkalarının kendisine olan ihtiyacını da göz ardı etmemek gerekiyor. Maneviyat dolu,sade ve çok güzel bir eserdi.Okumamda emeği
Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk · Hayy Kitap · 202686 okunma
8/10
·375 syf.·
2018 42. kitabı
Uçurtma Avcısı: Bir Coğrafyanın ve Kusurlu Çocukluğun Ağır Yükü Uzun zaman önce okumuştum, zihnimde hep bir yerde açık akıntıları, duyguları var. Khaled Hosseini’nin Uçurtma Avcısı eseri, sadece bir ülkenin yıkımını değil, bir coğrafyanın trajedisini çocukluğun masumiyeti ve o masumiyetin kaybı üzerinden yüzümüze çarpan en güçlü yapıtlardan biridir. Kitap, edebiyat dünyasında çocukluk travmalarını ele alan diğer başyapıtlarla akrabalık taşır; Şeker Portakalı’nda Zeze’nin erken yaşta tanıştığı o saf acı ve hayal kırıklığı, burada Emir ve Hasan’ın hikayesiyle Afganistan’ın kırılma noktalarına taşınır. Hatta bu yönüyle, Türkiye’deki Suskunlar dizisinde ya da toplumsal bir yara olan "sürüklenen çocuklar" gerçeğinde gördüğümüz, ebeveyn yoksulluğunun ve çaresizliğinin ortasında çocukların yaşamak zorunda kaldığı ağır trajedilerle doğrudan bağ kurar. Coğrafyalar değişse de, sistemin ve güç dengelerinin altında ezilen çocukların çıkardığı ses hep aynıdır. Ancak Uçurtma Avcısı’nı diğer çocuk kahraman hikayelerinden ve geleneksel mağduriyet anlatılarından ayıran çok keskin, sarsıcı bir çizgi vardır: Kusursuz olmayan kahramanlar ve ömür boyu süren bir kefaret arayışı. Zeze ya da Suskunlar’ın çocukları, genellikle maruz kaldıkları sistemik veya bireysel kötülüğün tamamen masum, seçeneksiz kurbanlarıdır. Okuyucu olarak onlarla kurduğumuz bağ, saf bir empati ve adalet arayışı üzerinedir. Uçurtma Avcısı ise bizi çok daha tekinsiz bir odaya sokar; Emir üzerinden insan doğasının o karanlık, korkak, kıskanç ve bencil yönüyle bizi yüzleştirir. Emir, Hasan’ın uğradığı o korkunç haksızlığa sadece tanık olmakla kalmaz; kendi statüsünü, babasının gözündeki yerini korumak adına bu haksızlığa sessiz kalmayı seçer. Bu yönüyle kitap, sadece bir çocuğun uğradığı zulmü değil; o zulme göz yuman
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Zamanı Durdurmanın Yolları
Puan vermedi·320 syf.··
2026 33. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 08:10
"Kaç ömür gerek, yaşamayı öğrenmek için?" sorusunun peşinden giden roman, akıcı dili ve felsefi altyapısıyla benim için harika bir deneyimdi. Matt Haig, melankoliyi umutla harmanlamayı çok iyi biliyor. Eğer hem sürükleyici bir hikaye okumak hem de hayatı, zamanı ve sevmeyi yeniden sorgulamak istiyorsanız mutlaka listenize ekleyin.
Düşünce
Zamanı Durdurmanın YollarıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 202215,1bin okunma
Yalnızlığın Şeffaf Ağırlığı
8/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 5. kitabı
Bazı kitaplar bittiğinde kapağını usulca kapatır ve tavana saatlerce, bomboş gözlerle bakarsınız. Yutkunamazsınız, çünkü kelimeler göğüs kafesinize oturmuştur. Dostoyevski’nin Beyaz Geceler’i, işte o tarifsiz boşluğun ve yutkunamayışın ta kendisidir. Yazar bizi koca bir şehrin kalabalığı ortasında, kendi zihninin rutubetli duvarları arasına hapsolmuş, isimsiz bir "hayalperestin" yitik varoluşuna davet ediyor. Burada okuduğumuz şey basit bir kavuşamama hikayesi değil; insanın en çiğ, en savunmasız haliyle yalnızlığı nasıl bir zırh gibi giyindiğinin, kendi yarattığı o ütopik dünyaların nasıl yavaş yavaş bir hapishaneye dönüştüğünün kusursuz bir portresidir. Karakterleri yargılamak, onların o saf zaaflarına tepeden bakmak haddimize değil. Ne yıllarca beklediği bir aşkın hayaletiyle avunan, o arafta kalmış Nastenka'yı; ne de sadece birkaç gecelik, kısacık bir sevgi kırıntısı için tüm ruhunu, tüm geçmişini ve geleceğini feda eden o yalnız adamı yargılayabiliriz. İkisi de insan doğasının en temel, en acıtan kırılganlıklarının kurbanı. İnsan böyledir; bir avuç şefkat, ufacık bir anlama çabası gördüğünde, tüm benliğini o ihtimalin sunağında kurban etmeye hazırdır. Sayfalar ilerledikçe boğazımızda büyüyen o ağır düğüm, aslında karakterlerin çaresizliğinden ziyade, kendi içimizdeki o karanlık, sessiz ve kimsesiz köşelerin yüzümüze vurulmasından kaynaklanır. Dört gecelik o kısacık, uçarı rüya; uyanışın ardından gelen o amansız içsel çürümeyi ve ruhsal yıkımı ne kadar acımasızca, ne kadar çıplak sergileyebilir? Tam da umudun alevlendiği o ince çizgide, kalbinize bir bıçak gibi saplanan o cümle belirir: "Aman Tanrım! Bütün bir ömürde tam bir mutluluk anı! İnsan hayatı için az şey mi bu?" Bu feryat, bir adamın yenilgisi değil; bütün insanlığın varoluş çırpınışının,
İnceleme
Beyaz GecelerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024102bin okunma
Puan vermedi·224 syf.·
2026 2. kitabı
Bana gençliğin sadece bir yaş meselesi olmadığını, insanın içinde taşıdığı bir hâl olduğunu hissettiren kitaplardan biri oldu. Kitabı bitirdiğimde aklımda en çok kalan şey; hayatın insanı yorsa, kırsa, hatta bazı hayallerinden vazgeçmek zorunda bıraksa bile içimizdeki umut etme ve yeniden başlama isteğinin tamamen yok olmadığıydı. Ve sanatla uğraşmanın nasıl iyileştirdiğini, büyülediğini, çoğalttığını ve parlattığını da gördüm, sanki o yıllarda Livaneli ile yaşamışım gibi hissettim hep. Ne mutlu bana (: "Inanıyorum ki, rüzgârınız yaşlanmazsa bir ömür boyu, hep bambaşka topraklara, ağaçlara ulaşıp çiçek açtırabilirsiniz"
Rüzgarlar Hep GençtirZülfü Livaneli · Dex Yayınları · 20196,2bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
2026 13. kitabı
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatır ve rafınıza kaldırırsınız. Zygmunt Bauman’ın Akışkan Hayat’ı ise tam tersini yapıyor: Kapağı kapandığı an sizi kendi hayatınızın ortasında çırılçıplak, üstelik elinizde neoliberalizmin faturasıyla yapayalnız bırakıyor. Bauman bu sarsıcı metinde, katı modernitenin o sığınak sığ güvenliğini (kalıcı meslekleri, köklü aidiyetleri, kurumları) nasıl birer birer eritip akışkanlaştırdığımızın otopsisini yapıyor. Artık hiçbir toplumsal formun, hiçbir ilişkinin veya kimliğin, içine yerleşmemize ve kök salmamıza izin verecek kadar uzun süre hayatta kalamadığı tuhaf bir panayırdayız. Bu panayırın tek bir mutlak yasası var: Hız. Durursan ıskartaya çıkarsın, bağlanırsan elenirsin, esnemezsen kırılırsın. Kitabı okurken altını çizdiğim kavramlar, her gün sokakta, plazada ya da dijital ekranda içinden geçtiğimiz o görünmez dogmaları (doxa) birer birer deşifre etti. Bauman’ın kuramsal süzgecinden bugünün Türkiye manzarasına baktığımda parçalar korkunç bir netlikle yerine oturdu: Bizler katılaşmaktan, yani sistemin hızını kaçırmaktan o kadar korkuyoruz ki, kendimizi sonsuz bir in statu nascendi (doğum anında olma) yanılsamasına mahkûm ediyoruz. Bir kimliğe, bir ahlaka ömür boyu sadık kalmak esnekliği bozduğu için, manevi pazardan işimize gelen parçaları koparıp melez can yelekleri dikiyoruz kendimize. Muhafazakar elitlerin lüks otellerdeki şatafatlı bebek mevlütleri (Mevlüt ile Baby Shower evliliği), kapitalizmin acımasız çarklarında ezilirken "bolluk bereketi esmalarla manifestleyen" o spiritüel lümpen proletarya, tam da Bauman’ın işaret ettiği o trajik "açık büfe dindarlığının" somut kanıtları. Sistem, yapısal sömürünün yarattığı anksiyeteyi, kişisel gelişim tezgahlarında uyuşturup bizi çarkların arasına geri fırlatıyor. Bauman’ın
Sosyoloji
Akışkan HayatZygmunt Bauman · Ayrıntı Yayınları · 2018131 okunma