8/10
·352 syf.··
2026 173. kitabı
Kan Davası #okudumbitti Reşat Nuri Güntekin ne yazdıysa merakla okurum dediğim bir yazar ve her kitabında aynı şeyi yeniden düşünüyorum: Bu kadar sade yazıp bu kadar derine dokunmak gerçekten büyük ustalık. Kan Davası da bunu bir kez daha hissettiren, hem iç burkan hem düşündüren hem de insanın içine usul usul işleyen bir roman oldu. Kitabın merkezinde idealist öğretmen Ömer var. Savaş yıllarından çıkmış, hayatın sert tarafını görmüş ama içindeki insan sevgisini ve özellikle çocuklara duyduğu şefkati kaybetmemiş bir karakter. Onun yolu, yıllardır birbirine düşman olan iki köyün arasına düşünce hikâye sadece bir kan davasını değil; cehaleti, toplumsal baskıyı, gururu, korkuyu ve insanların birbirine miras bıraktığı öfkeyi anlatmaya başlıyor. Reşat Nuri’nin en sevdiğim tarafı, insanı hiçbir zaman tek bir renkle anlatmaması. Bu kitapta da herkesin içinde biraz haklılık, biraz çaresizlik, biraz da yanılgı var. Kan davasını sürdüren insanların çoğu belki neyin peşinde olduklarını bile tam bilmiyor; ama köyün bakışı, törenin ağırlığı, “el âlem ne der” korkusu onları aynı karanlık döngünün içinde tutuyor. İşte bu yüzden roman yalnızca geçmişe ait bir hikâye gibi değil, bugün hâlâ karşılığı olan bir toplumsal yara gibi okunuyor.. Ömer’in çocuklar için verdiği mücadele ise kitabın en dokunaklı taraflarından biriydi. Onun gözünde çocuklar, bu kısır döngünün kırılabileceği en temiz yer. Eğitimin, sevginin ve sabrın insanı değiştirebileceğine inanması; bütün zorluklara rağmen vazgeçmemesi beni çok etkiledi. Özellikle bazı sahnelerde insanın içi hem burkuluyor hem de umutla doluyor. Anadolu köy yaşamı, yoksulluk, yalnızlık, dostluk, insan ilişkileri ve adalet duygusu öyle doğal bir şekilde işlenmiş ki okurken hiçbir şey yapay durmuyor. Reşat Nuri’nin gözlem gücü yine kendini
Kan DavasıReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 2009853 okunma
10/10
·72 syf.··
2026 13. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 10:42
Kitaplarını, dilini ve kitap kapaklarını çook sevdiğim bir yazar. Kapağından etkilenip bu kitabını hemen okumak istemiştim. Kısacık ama sımsıcak bir kitap. Tuvalet temizleyicisi Bayan Ming ve iş adamının sohbetini anlatıyor. Olay Çin’de geçiyor. Bayan Ming 10 çocuğundan bahsediyor. Ama bu mümkün müü? Değiil. Çünkü Çin’de çok katı biçimde tek çocuk yasası var. Adam içten içe inanmıyor ama Bayan Ming’in sohbetini o kadar çok seviyor ki işlerini ona göre ayarlıyor, her fırsatta gidip onunla sohbet ediyor. Ve sonra anlaşılıyor ki kadının hayal gücüyle kurduğu bir dünya var. Bu aslında yalan değil. Yasaklanan hayallerini düşlerle gerçeğe dönüştüren bir kadın. Tek kızı da ona yardımcı oluyor sadece. Ve bu kadın iş adamını da etkiliyor, daha önce etkilediği kişiler gibi… Kısa ama uzun etkiler bırakan bir kitap. İncelememi kitaptan sevdiğim bir sözle bitireyim. “Mutluluk her şeyin gerisinde saklanmıştır, onu oradan söküp almayı başarmak gerek.”
Bayan Ming'in Hiç Olmayan On ÇocuğuEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20257,4bin okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Puan vermedi·192 syf.··
2026 8. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:11
Eveet kitabı okurken duyduğum vicdan azabım eridi gitti :) Neden mi? Şöyleki ben bebeğimi öncelemiyorum yani yaşantımı ona göre değil onu yaşantıma uyarlıyorum. Tabi bazı kemik yapıları değiştirmeden :) ona kahvaltı hazırlarken kendime de hazırlıyorum beraber yiyoruz. Aslında bunu yaparken kendimi suçlu hissediyordum. Önce bebekle ilgilenmem gerekiyor diye söyleniyordum. Bu kitap tam da bunun için çıkmış karşıma. Mutlu anne babalar bebeklerini de mutlu ederler. Ve bebekler de böylece dünyaya karışır bir yer edinir :) Öncelikle ben olmalıyım ki benim ışığımda bebeğim gelişsin :) Teşekkürler Cüceloğlu. Rahmetle..
Geliştiren Anne - BabaDoğan Cüceloğlu · Kronik Kitap · 202110,8bin okunma
Fiyasko
1/10
·64 syf.··
2026 42. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 09:27
Serinin en beğenmediğim kitabı bu oldu. Romantik komedi olması gerekirken dram önüne geçmiş. Her sayfa kızın babannesine üzülmesinden bahsediyor. 65 sayfalık kitapta ana çiftimizin karşılaşması 50 sayfa sonra. Aşk hikayesi değil. Kitap ana karakter kız ve ölmek üzere olan babaannesi hakkında. Böyle olacağını bilseydim okumazdım çünkü romantik komedi diyerek okumaya başladım. Yazar acaba bunu yazarken ne düşünüyordu? Olmamış gerçekten. Ki üzüntü, dram kısmı da bana çok çiğ geldi. Duyguları geçirememiş yazar. Kitaptaki aşk kırıntısına dönecek olursak da hiç tanımadığı bir insana notlar bırakıp ona aşık olma fikrini de hiç sevmedim sonuçta karşıdakinin kim çıkacağını asla bilemezsin. Üç beş satır konuştuğunun insana aşık olup(ki adını dahi bilmiyor) sonra ayarlarca göremediğin insanı aylar sonra gördüğünde aşkını itiraf edip mutlu sona gitmek saçmalıktan başka bir şey değil. Ve şehirde arabası beyaz honda olup hemşire olan bir sürü kadın olabilir. Mantıksal olarak beğenmedim. Hikaye akışı olarak beğenmedim. Karakterleri sevmedim. Bu seride bu kadar güzel kitap varken tam bir fiyasko olmuş gerçekten. Bana kalırsa serinin en iyileri Kuralın İstisnası ve Rosie ve Rüyaların Romeo’su Not: Kitabın teşekkür kısmında yazar, diğer yazarlarla aynı övgüleri paylaştığıma inanamıyorum yazmış. Aynı övgüyü alamazsın canım. Senin kitabın onlarınınkinin yanına bile yanaşamaz.
Dünyanın En Kötü EkürisiAbby Jimenez · Olimpos Yayınları · 2024610 okunma
Puan vermedi·592 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 22:34
İnsan sağlıklıyken kiliseyi,ayini düşünmez. Ama ölüm yaklaşınca hepimiz Tanrı'ya ve kiliseye sığınırız. O zaman günah çıkarır,rahip çağırırız. Bu, bilinmeyene duyulan korkudur;hayat boyu yaptığımız kötülüklere karşı bir pişmanlık anıdır." (S.566) Antropoloji alanında tüm zamanların en değerli katkısını sunduğuna inanlılan kitap, 588 sayfa ve bit kadar puntolarla uzun bir aradan sonra yeniden basılınca okumamak olmazdı. Anthony Quinn'in başrolünde olduğu 1978 yapımı filmi, Fidel Castro'nun "50bin siyasi broşürden daha değerli" söylemi ile kitabın gerçek bir başyapıt olduğunun kabulü kaçınılmaz. Peki ama neden? 1956 yılında Mexico City'e göç eden köylüler üzerine geleneksel bir antropolojik çalışma yapılmak istenmiş. Oscar Lewis, bu insanların arasında az da olsa birkaç kişinin gözlem gücünün yüksek ve sözel becerilerinin iyi olduğunu fark ediyor. Roman ve antropolojik raporun arasında bir formatta bir eser yazmak isteyince önce Five Families isimli (ses kayıtları, ev içi gözlemleri birleştiren 5 farklı ailenin 1 gününü anlatan eser) bir kitap yayımlanıyor. Amaç; hiç yorum katmadan, seslerle doğrudan bir gerçekliği anlatmaktır ve bu tarzın adını da "Etnografik Gerçekçilik" koyuyor. Bence bu çok ilginç bir isim, "Büyülü Gerçekçilik"in karşı ayağı gibi :)) Sanchez'in Çocukları, bu 5 ailelilik kitabın içindeki ailelerden biri. Oscar Lewis, Sanchezleri oradan alıp biraz daha genişleterek bu eseri ortaya çıkarmış. Çünkü kişisel hayatlara odaklanarak arka plandaki yoksulluğun gözden kaçmasını istemiyor. Bunu yaparken ses kayıtlarını kullanıyor ve sürekli sahada yer alıyor. Ancak kitabı yazarken ses kayıtlarını kullanması kitabın Lewis'e mi yoksa ailenin kendisine mi ait olduğu tartışmasını da getiriyor. Sanki kitap ses kayıtlarından ibaretmiş de yazar kendine göre bunlara
Sanchez'in ÇocuklarıOscar Lewis · Beyaz Baykuş · 20264 okunma
Deli Gömleklerinizi Kuşanın, Zamanın Dışına Çıkıyoruz
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2026 148. kitabı
·
33 saatte okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 17:29
SPOİLER OLDUKÇA FAZLA !!!!!! Nereden başlayacağımı pek bilmiyorum açıkçası. Bu sene kitap incelemesi yazmayacağımı söylemiştim kendime ama galiba en çok inceleme yazdığım yıllardan biri oldu. Yıldız Gezgini de hakkında birkaç şey söylemeden geçemeyeceğim kitaplardan biri. Öncelikle kitabın diliyle başlamak istiyorum. Çünkü kitaba başlamadan önce okuduğum yorumların büyük kısmında dilinin ağır olduğu, bazı bölümlerin zor ilerlediği yazıyordu. Açıkçası ben aynı şeyi hissetmedim. Tam tersine, Jack London'ın kalemine hayran kaldım. Evet, kitap ölümden, bilinçten, geçmiş yaşamlardan ve insan ruhundan bahsediyor; yani oldukça büyük konuların peşine düşüyor. Ama bunu yaparken hiçbir zaman okuru yormuyor. Bir bölümde San Quentin'in karanlık hücresindesiniz, birkaç sayfa sonra çölün ortasında susuzluktan kırılan küçük Jesse'nin peşinden gidiyorsunuz, ardından kendinizi Kore saraylarında buluyorsunuz. Kitap sürekli yer ve zaman değiştiriyor ama buna rağmen akıcılığından hiçbir şey kaybetmiyor. Kitabımız ,Darrell Standing adında bir profesör var,onun San Quentin Hapishanesi'nde idamını beklediği günlerde başlıyor. Ama açıkçası Darrell ilk başta çok sevdiğim bir karakter olmadı. Oldukça gururlu, inatçı ve başına buyruk biri. Zaten hapishane yönetimiyle sürekli çatışmasının sebebi de biraz bu. Özellikle gardiyanlarla yaşadığı gerilim daha ilk sayfalardan hissediliyor.Sonra işler giderek sertleşiyor. Darrell'a uygulanan deli gömleği cezası kitabın yönünü tamamen değiştiriyor. Başlarda bunun sadece bir hapishane hikâyesi olacağını düşünmüştüm. Hatta Jack London'ın daha çok sistem eleştirisi yaptığı bir roman okuyacağımı sanıyordum. Sistem eleştirisi elbette var; San Quentin oldukça karanlık ve acımasız bir yer olarak çiziliyor. Deli gömleği sahneleri ise kitabın en vurucu yerlerinden
1000Kitap
Yıldız GezginiJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,3bin okunma