non fui, fui, non sum, non curo
Alışık değildi ağlamaya, ama tutsak olunca gözleri,
Arabistan ağaçlarının her derde deva zamkı kadar çok gözyaşı döktü.
Auschwitz ölüm kampında bile soğuk merak hüküm sürü yor, adeta çevresini nesnel olarak değerlendiren zihni, bu çevreden koparıyordu. O dönemde zihnin bu durumu, bir koruma aracı olarak geliştiriliyordu. Bir sonraki anda ne olacağını ve örneğin güz sonunun dondurucu soğuğunda, duştan yeni çıkmış ve çırılçıplak bir şekilde açık havada durmamızın sonuçlarının ne olacağını bilme konusunda kaygılıydık. Birkaç gün içinde merakımız bir sürprize dönüştü: Üşütmemiştik.
Gaz odasından kurtulan ve gelenlerin çok küçük bir kısmını oluşturan bizler, gerçeği akşam öğrendik. Bir süredir orada bu lunan tutsaklara, meslektaşım ve arkadaşım P’nin nereye gönde rilmiş olabileceğini sordum.
“Sol tarafa mı gönderildi?”
“Evet,” diye cevap verdim.
“O zaman onu orada görebilirsin,” dedi birisi.
“Nerede?” Bir el, Polonya’nın gri gökyüzüne alev saçan, bir
kaç yüz metre ötedeki bir bacayı gösterdi. Bacadan uğursuz bir duman bulutu yükseliyordu.
“İşte arkadaşın orada, cennete yükseliyor,” diye cevap verdi birisi. Ama açık seçik anlatılana kadar gerçeği anlayamamıştım.
Psikiyatride “af yanılsaması” denilen bir durum vardır. İdama mahkûm edilen bir insan, infazından hemen önce, son dakikada affedilebileceği yanılsamasına kapılır. Biz de umut kırıntılarına dört elle sanrılmıştık ve sonuna kadar, çok kötü olmayacağına inanmıştık.
Birinin bir yerde bana ben olduğum için değer vereceğini biliyordum. Deneyimleri iyi ya da kötü olarak algılamanın anlamsız olduğunu anlamaya başlamıştım. Önemli olan tek şey onlardan ders almaktı.
Minnet duygusu, kendimi bir şekle sokmam ve başkalarına yardım etmem için içimdeki arzuyu ateşledi. Pek çok insanın düşündüğünün aksine, liderliğin özü, hizmet görmekte değil, hizmet etmekte yatar. Takipçilerini motive etme arzusunda olanlar, Minnettarlık Sırrı'nı öğrenmelidir: Liderler minnettar olmalıdır.