Ercan Koçan

Ercan Koçan
@onbasisancar
“Âmâlimiz efkârımız ikbâl-i vatandır!”
Öğretmen
Marmara Üni.
Rize
Rize, 28 Kasım 1990
208 okur puanı
Mart 2020 tarihinde katıldı
6/10
·240 syf.··
2021 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2021 21:53
En sevdiğim yazarlardan Hemingway’le başlamak istedim yeni yıla. “Güneş de Doğar”, ismiyle hoş bir intiba uyandırsa da içerik olarak beklentilerimi karşılayamadı. Amerikalı bir arkadaş grubu, Fransa’dan İspanya’ya yolculuk ederler, mütemadiyen içki içerler, balık tutarlar ve boğa güreşleri izleyerek günlerini gün ederler. Bu bohem hayata rağmen yine de gerçek mutluluğu yakalayamazlar. Hemingway’i tanıyanlar, “Güneş de Doğar” kitabında yazarın özgün üslûbuna ait esintileri hissedeceklerdir. Fakat “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” ve “Yaşlı Adam ve Deniz” gibi fırtınalara kıyasla bu esintiler oldukça hafif kalacaktır. Bu, sanırım zirveden yamaca inmek gibi bir şey.
Edebiyat
Güneş de DoğarErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 20211,426 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
KORKAKLAR BİN KERE ÖLÜR, CESURLARSA BİR KERE!
10/10
·510 syf.··
Beğendi
·
2020 70. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Aralık 2020 10:57
Öyle bir kitap okudum ki, 500 sayfa daha okusam verdiği hazza doyar mıydım bilmiyorum. Tarihi romanlara ilgim üst düzeydedir, bazıları ise geçmişi anlatmakla kalmaz, zaman makinesiyle yolculuk yapıp o döneme gitmiş gibi hissettirir. İşte Fedailerin Kalesi Alamut da böyle bir kitap. Alamut, "kartal yuvası" demek. Sarp kayalıkların tepesinde bulunan, ele geçirilmesi zor, muhkem bir kale. Hasan ibni Sabbah, bu kalede Şiiliğin İsmaili koluna mensup bir örgüt kurar. Bu örgütte üst düzey askerler, yöneticiler ve müderrisler bulunur. Askerler sıkı bir disiplinle ilmî, dinî ve askerî eğitim alır. İsmaili öğretiye göre Peygamber soyundan İsmail, yedinci imamdır. Ahir zamanda zuhur edecek olan Mehdi, İsmail soyundan gelecektir. İsmaililer, Sünnileri topyekûn kâfir ilân ettikleri gibi diğer Şii akideleri de hak yolda olmadıklarını düşünerek tenkit ederler. Vladimir Bartol, Şiiliğin bütün bilgi ve hissiyatını ayrıntılarıyla romanında işlemesine rağmen romanda Sünni inancı ve Sünnilerin ehli beyte bakışını yansıtan bilgiler bulunmamaktadır. Konuyu on yıl araştıran ve İran'da yaşıyormuşca tarihe, kültüre ve dine hakim olan yazarın bu konuyu görmezden gelmesine anlam veremedim. Ayrıca Türklerden, "Türkistan'dan gelen at hırsızları" şeklinde bahsedilmesi, Alamut'u alamayacağını fark eden Türklerin korktuklarının ve savaşmamak için bahaneler ürettiklerinin vurgulanması, Türklerden sadece sayısal üstünlükleriyle başarılar elde eden bir millet algısının yaratılması tarihsel gerçekliğe aykırı, subjektif bir tutumdur. Bu bakımdan romanın tek yönlü olduğu düşüncesindeyim. Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk üç samimi arkadaştır. Hasan'ın onlara açıkladığı yüce bir amacı vardır. Selçuklu'yı yıkmak ve Türkleri İran'dan kovmak. Üç arkadaş, bu amacı gerçekleştirmek için çalışacaklarına
Edebiyat
Fedailerin Kalesi AlamutVladimir Bartol · Koridor Yayıncılık · 201250,1bin okunma
BU İNCELEMEYİ RUHUMU TATMİN İÇİN YAZDIM :))
9/10
·136 syf.··
2020 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 14 Eylül 2020 11:00
Bilmiyorum, doğru mu yaptım? Mark Twain’i tanımaya son kitabından başladım. Gerçek isminin Samuel Langhorne Clemens olduğunu da yeni öğrendim. Herkesin malûmudur ki, Amerikan edebiyatı denince ilk akla gelen isimlerdendir. William Faulkner’ın Twain için “İlk gerçek Amerikan yazarıdır ve biz hepimiz onun varisleriyiz” ifadesini okuyunca merakım büsbütün arttı. Bu nedenle roman ve hikâyelerine giriş yapmadan önce dünyaya ve insana bakış açısını öğrenmek istedim. Gelgelelim “İnsan nedir?” sorusuna. İnsanoğlu var olduğu müddet boyunca hayatı ve kendini anlama ve anlamlandırma arayışı içinde olmuştur. Kimine göre insan “eşref-i mahlûkat”, yani “yaratılmışların en şereflisi”, kimine göre “düşünen bir hayvan”, kimine göre “tanımlanması güç bir varlık”, Mark Twain’e göre de insan bir “makine”dir. Evet, yanlış okumadınız. İnsan, yalnızca dış etkenler tarafından hareket ettirilen, yönlendirilen ve komuta edilen bir makine. Kendine ait bir düşüncesi yoktur, kendine ait olduğunu zannettiği düşünceler bile beşikten mezara kadar maruz kaldığı milyonlarca dış etken sayesinde vücut bulmuştur. Bu dış etkenlerin en başında eğitim gelir. İnsanın aldığı eğitim ve yaşadığı sosyal çevre, davranış örüntülerini ortaya çıkarır. Yazara göre doğuştan gelen sadece mizaçtır. Diğer her şey sonradan öğrenilmiştir. Bu hususta John Locke’un “tabula rasa” söylemi geldi aklıma. “Boş bir levha” ile doğan insan, deneyimle birlikte dolar. Ayrıca yazar vicdanın da sonradan öğrenildiğini belirtir. “Vicdan doğuştan olsaydı, yabanilerle çocuklar doğruyla yanlışı ayırabilirdi” der. Kitabı okurken insana ait bütün müspet özellikleri bile sorgularken buldum kendimi. Sevgi, cömertlik, yardımseverlik, fedakârlık gibi kavramlara ait zihnimdeki şemalar adeta tarumar oldu. İnsanın iyi ya da kötü fark etmeksizin
İnsan Nedir?Mark Twain · Dedalus Kitap · 202319bin okunma
MEZAR TAŞIMA “RUHİ MÜCERRET’İ OKUMADAN ÖLMEDİ” YAZDIRACAĞIM. :))
10/10
·318 syf.··
Beğendi
·
2020 34. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2020 22:15
(Başlıktaki manâyı okuyanlar anlayacaktır.) Sevgili okurlar! Bilhassa “havalar çok sıcak, dikkatim dağılıyor”, “işler çok yoğun, kafam kaldırmıyor” diyen arkadaşlar! İşte, size çerez gibi çıtır çıtır okunacak bir kitap. Okurken eğlendiren, kahkaha atarken düşündüren bir eser. Kitabı okurken bazen bir cümleyi defalarca tekrar ederek anlamını düşündüm. Öyle ki, bazı cümleler tek başına bir kitap mahiyetindeydi. Teşbihler zaten fevkalâdeydi. Günümüzde benzetme sanatında bu kadar yetenekli bir muharrir var mı, bilmiyorum. “Nevi şahsına münhasır” dediğimiz insanlar vardır ya, karakterlerimiz tam da öyle. Hem isimleriyle hem kişilikleriyle okurun dikkatini hakkıyla celbediyor. Ruhi Mücerret(Birinci Bölüm) kısmında hoşlanmadığım, daha doğrusu ön yargıyla yaklaştığım şöyle bir husus vardı: Müellif, anlayamadığım şekilde sürekli markalardan bahsediyordu. “Kitapta neden bu kadar reklam var, bir sponsorluk meselesi mi mevzubahis?” diye düşünürken cevabı, Civan Kazanova(İkinci Bölüm) kısmında buldum. Karşımda tekno-kapitalist bir distopya görünce Titanik’ten buz dağına el salladım. İkinci bölümde taşlar yerine oturunca macera başladı, sayfalar peşi sıra birbirini takip etti ve üçüncü bölümde nihayete erdi. Aşktan tutun da din, tarih, felsefe gibi birçok alanda bam teline dokunan mesajlar ihtiva eden bu kitabı alın, okuyun ve -inanması güç gelebilir- 100 yaşındaki Ruhi Mücerret ile hayat bulun efendiler. Ben, şimdiden yazarın diğer kitaplarını listeye aldım bile. :) Yine okuyanların anlayacağı şekilde, kitaptan mülhem bir kapanışla kepenkleri indiriyorum: EDEBİYATTA TEŞBİH SANATI OLMASAYDI, MURAT MENTEŞ İCAT EDERDİ. :))
Edebiyat
Ruhi MücerretMurat Menteş · April Yayıncılık · 201818,3bin okunma
TETKİK VE TENKİT
8/10
·141 syf.··
2020 28. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2020 11:16
Bu kitap, “benzi soluk, yüreği kederli” insanların kitabıdır. Kimi mütemadî bir geçim kaygısındadır, kimi sırtındaki ağır yüklerin altında can çekişmektedir. Güçlünün zayıfı ezdiği, bencilliğin ve riyanın sistemin bütün çarklarına nüfûz ettiği bir toplumda insan kalabilmenin mücadelesidir. Sabahattin Ali’nin kaleminin gücü, roman ve öykülerinin sürükleyiciliği, karakterlerinin yüreklerimizi cızlatan naifliği herkesin malûmu artık. Okuyup da hakkını teslim etmeyen görmedim. Fakat kitabı okurken sadece tetkik değil, tenkit de yazmam gerektiğini düşündüm. Hikâyelerde bazı karakterler var ki, bunlar her lafta Allah’ı zikrederler, başlarını secdeden kaldırmazlar fakat her türlü dalavere ve yolsuzluğu yapmaktan da geri kalmazlar. Bu tür insanlara ülkemizde çokça rastlandığını, dinin geçmişten günümüze kimileri için bir maske, kimileri içinde bir ticaret menşei olduğu elbette biliyoruz. Fakat memlekette hakka hukuka riayet eden, “Bizi aldatan bizden değildir” düsturuna göre yaşayan hiç mi yoktur? Neden hikâyelerde salih müslümanlar olmadığını kendime sorup durdum. Mütedeyyin insanları sürekli kötü göstererek bir algı ve imaj oluşturduğunun farkında mıydı yazar? Farkındaysa, bunu ideolojisinden ilham alarak art niyetle yaptığını düşünmekten kendimi alamıyorum. Her dindar insana “sahtekâr” ve “mürteci” nazarıyla bakmak, toplumsal çatışmayı körükleyen ciddî bir saygısızlıktır.
Edebiyat
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,9bin okunma